27 Haziran 2014 Cuma

yaşlanmak mı,büyümek mi?


Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi... Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki,yumuşak bir el omzuma dokundu... Döndüm... Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu... "Ben Rose" dedi.. "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.." Güldüm... "Tabii" dedim... "Hadi sarıl bana..." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı:

"Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..."

Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık... Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.

Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu...

Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose'u... Konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok...

Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi...

"Ne kadar beceriksizim, değil mi?... Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz... Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..."

Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:

"Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz... Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır... Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlak... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok...

Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır... Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.

Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü... Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır..."

Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi...

Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.

"Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu...

Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:

"Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur"

her zaman bir rüyanız ve onu gerçekleştirebilecek ruhunuzun olması dileği ile ....


alıntıdır.

ben gerçeği istiyorum.....hayati ihtiyaçlarımın dışında boşlukları doldurulmamış bir anlama düzeyi istiyorum.



Otomatik beyin, bilinçaltının gizemi


Gözümüzü açtığımız her sabah, bilinçaltı bize dünyamız olarak algıladığımız bir simuslasyonu oynatıyor.
Beyninizin bu tarz rutin şeyleri sizi rahatsız etmeden gerçekleştiriyor.
Bilinçli düşünmenin ateşleme işlemi, en üst düzeydeki bir atletin kasları için gereksinim duyduğu enerjiden daha fazlasına ihtiyac duyar.
Bilimadamlarına göre, bilinçaltı devrelerimiz eşzamanlı olarak, bilinçli devrelerden 200.000 kat daha fazla işleme giriyor.
Biz bilinçaltı okyanusunu fark etmeyiz, çünkü sadece bilinçli zihinin yaptıklarından haberdarız ve bu yüzden de bilinçli zihnimizin dünyayı yönettiğini düşünürüz!
Gördüklerimizin %99’u anılarımızdan projekte olur, sadece %1′i duyusal organlarımızdan gelir.
Aynı anda aldığımız 11 milyon bilginin maksimum 40 biriminde bilinçli farkındalık olabilir.
Beyninizin yarısı görsel bilgiyi işlemek için ayrılmıştır.
Hangi bilginin yeni ve yeterince önemli olduğuna, biz olmadan hattâ biz bilmeden, beynimiz karar verir.
Daha önce görmediğiniz yeni bir yüze 100 milisaniyeden az bir süre bakmanız onun hakkında bir karar vermeniz için yeterlidir.
Deneyler kanıtlıyor ki, çok hızlı bir şekilde yargıda bulunuyoruz!
Yüzleri nasıl tanıyoruz?
Yüzümüzde 43 aktif kas ile, 3000 anlamlı yüz ifadesi oluşturabiliyor.
Beden hissedişine güvenemezsiniz, tıpkı beynin gördüklerimizi oluşturduğu, kurguladığı gibi, beden de beyin tarafından oluşturulur.
En güçlü duyu, dokunma duyusu, denge duyusudur.
Aşk ve beyin…
Popüler düşüncenin aksine, erkekler kadınlara göre daha çabuk ve daha kesin aşık olurlar.
Biz yapmadan çok önce beynimiz, bizim için karar veriyor.
çeviri: AylinEr

dinde kalp üzerine....

   Müslüman olarak geçinen bizlerin Kuran'a hala günah-sevap açıklayıcı,tarih kitabı,sosyal düzenlemeler kitabı,ölülere hediye gönderme kitabı gibi muamele etmeyi bırakıp Onun bize nasıl bizi gösterdiğini,içsel yolculuğumuza aynalık ettiğini,ruhların gelişmesi için nasıl bir yol çizdiğini ve nasıl okunduğu devrine göre tasvirlerle evrenin gerçeklerini ve bizim gerçeklerimizi bize anlattığını görmemiz lazım diye düşünüyorum.Zira dünya üzerindeki müslümanların durumuna baktığımızda bir şeyleri hatta çok şeyleri yanlış algılayıp,yanlış bir yolda olduğumuzu görmek hiç zor değil... Kitabımızda onlarca defa bize sorulan"görmez misiniz,bakmaz mısınız,düşünmez misiniz,akletmez misiniz???" sorularına rağmen......Tabi önce bizim muhatap olduğumuz bu soruları duyabilmek için önce kendi dilimizde Onu okumamız lazım....Mübarek Ramazan'a girdiğimiz bu gecede tüm yaratılmışların üzerine hayır ve farkındalık dileyerek,edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istedim....Her gününüz Aşk olsun...

Dinin bir paket program olarak algılanması ve bazı kişilerin diğerlerine "Madem bu ibadeti yapıyorsun, şunları da yapmazsan eksik kalır dinin" demesi de toplumsal planda bir kalp mühürlenmesidir.
Din bir paket program değildir, tekliftir.
Her kul imanı, gücü, bilgisi algısı nispetince dinini yaşar. 

kalbden kasıt...

KUR'AN'IN İNCELİKLERİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALARI BULUNAN HAKKI YILMAZ'IN KALP AÇIKLAMASI. BAKALIM KUR'AN'IN KALP DEDİĞİ BİLDİĞİMİZ KALP MİYMİŞ?...

Kalp:
“Kalb” sözcüğü: Kalp sözcüğü bireyin ortası, özü demektir. Bundan dolayı “yürek”e de kalp denmiştir. Araplar yüreği düşünce ve tefekkürün merkezi olarak bilmekteydiler. Giderek akla da kalp demeye başladılar. Bu kullanım” mahalliyet” mecazı mürseli idi. Bazı kullanımlarda akıl ve kalp kelimeleri eşanlamlı isimler olarak görülmeye başlandı. Ve dünyada hiç kimse bu kullanımın doğru bir temele dayanıp dayanmadığına aldırış etmedi.

O nedenledir ki

<<<<Kur’an’da kalp sözcüğü, kan pompalayan organ olarak değil aklın, düşüncenin, tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan BEYİN anlamında kullanılmıştır.>>>>>

O nedenledir ki 
<<<<Kur’an’da kalp sözcüğü, kan pompalayan organ olarak değil aklın, düşüncenin, tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan BEYİN anlamında kullanılmıştır.>>>>>

Kimsenin kimseye din konusunda dayatma hakkı hiç bir şekilde yoktur! M.D
Kur'an'da geçen "KALP MÜHÜRLENMESİ tabiri "ALGI KİLİTLENMESİ"dir.
Kişi, tutunduğu hayat tarzını, vazgeçemediği bakış açısını ve güncelleyemediği bilgi birikimini ne derece kutsar ve değişime ayak direrse o derece kalbi mühürlenir. Mühürleyen bir tanrı değil kendisidir.

Kur'an Çözümü'nde KALPLERİN MÜHÜRLENMESİ ayetlerine verilen manalar:
TEVBE 87-) Savaşa katılmayıp geride kalan kadınlar, çocuklar, âcizler ile beraber olmaya razı oldular... Kalplerine mühür vuruldu (anlayışları kilitlendi) ! Artık onlar anlayamazlar!
MÜNAFİKUN 3-) Bunun sebebi şudur: İman ettiler, sonra küfür ettiler (iman ettik dedikleri gerçeği inkâr ettiler)... Bu yüzden kalpleri (anlayışları) kilitlendi! Bu yüzden, (inkârları kilitlenmeyi oluşturduğu için) onlar (Risâlet işlevini) kavrayamazlar!
NİSA 155-) Ahdlerinden dönmeleri, Allâh'ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ'sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkâr etmeleri, Hakk'ın muradına karşı Nebileri öldürmeleri ve "Kalplerimiz kılıflıdır" (şuurlarımız koza içindedir) demeleri yüzünden, yaptıklarının karşılığını verdik. Bilakis inkârları yüzünden anlayışlarını kilitledik! Artık pek azı hariç, iman etmezler!
NAHL 108) İşte bunlar, Allâh'ın, kalplerini, işitme (algılama) kuvvelerini, basîretlerini (değerlendirme kuvvelerini) kilitlediği kimselerdir! Onlar kozalarında yaşayanların ta kendileridir!
EN'AM 25-) Onlardan seni duyanlar vardır... Fakat biz, O'nu algılamalarına engel olması için kalplerinin (şuurlarının - anlayışlarının) üstüne perdeler, kulaklarının içine de (anlayışlarına) ağırlık koyduk! Ne kadar delil görseler yine de iman etmezler... Üstelik sana geldiklerinde seninle tartışan o hakikat inkârcıları şöyle derler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil!"
YUNUS 74-) Ondan (Nuh'tan) sonra nice toplumlara, apaçık deliller (muhtevası özel Esmâ mânâları) olan Rasûller bâ's ettik... Daha önceden yalanlamış oldukları şeye (gene) iman etmediler... İşte haddi aşanların kalpleri üzerine böyle mühür vururuz (şuurları kilitlenir)!
A'RAF 101-) İşte o çeşitli yerleşim alanındakiler ki onların haberlerinden sana art arda anlatıyoruz... Andolsun ki Rasûlleri, açık deliller olarak gelmişti... (Fakat) önceden yalanladıklarına (Din'e, B sırrınca) iman etmediler... İşte Allâh, hakikat bilgisini inkâr edenlerin kalplerini böyle mühürler (bilinçlerini kilitler).

Yazılan siyah renkli cümleler bana diğerleri sn.Mehmet Doğramacıya aittir...






çizimcilere....biz kenarından geçemezken;)







adrenalin:)






güzelliklerin göremediğimiz kısımları :) ♥♥♥





“Suç ve Ceza”yı bir de animasyon olarak izleyin

animasyon ve.....

Polonyalı yönetmen Piotr Dumala, Suç ve Ceza‘nın animasyon filmini son derece kişisel bir üretim olarak niteliyor. 2007 yılında yaptığı bir söyleşide “Birinin Suç ve Ceza‘yı okuduktan sonra bir rüya gördüğünü düşünün, bu film benim rüyam” diyor. Dumala’nın filminde diyalog bulunmuyor ve tüm film gece saatlerinde geçiyor.


“Suç ve Ceza”yı bir de animasyon olarak izleyin