30 Kasım 2013 Cumartesi

zumbaaaa:)


çok hareketli,neredeyse her dans çeşidini içinde barındıran ve müthiş kalori harcatan,çok zevkli bir dans ve  egzersiz sistemi...bir kaç aydır devam ediyorum kızımla beraber:)bizim görüntülerimiz yok ama zumbanın duayenlerinden 2 örnek paylaşayım istedim...neşeyle kalın:)




                                  paylaşmaya dair




Suyun bir damlası bile bir başkası için hayat olabilir; asla boşa harcama.ve lütfen dışarıda yaşam savaşı veren hayvanlar için su ve mama kabı koymayı unutma...




Bizim için çok ucuz ve kolay olabilecek minik evler sayesinde pek çok canlı soğuktan korunabilir..2 leğen,bir eski giysi ya da havlunun maliyeti nedir ki?

Aynı Yaratıcının varlıklarıyız.onları,acılarını,açlıklarını küçük görmeye hakkımız yok.



azgın ve kötü sandığımız her hayvan bizim ırkımızdan bir insan yüzünden o durumdadır...korkmamız gerekenleri iyi bilelim..



İnsanoğlu maalesef kendi sevmediği,korktuğu ve etrafında istemediği hiçbir canlıya şans tanımıyor.ve tanıyanları da sevmiyor...oysa her canlının hakkı var yaşamaya ve sevilmeye..Eğer bir gün başınıza buna benzer bir olay gelirse bilinçli olalım.aşağıda bir dilekçe örneği mevcut.inşallah kimse bunu kullanmak zorunda kalmasın.

SOKAKLARA KOYDUĞUNUZ SU VE MAMA ODAKLARINI KIRIP DÖKENLER VARSA,
SİZİ BESLEME YAPMAMANIZ KONUSUNDA UYARAN, TEHDİT EDEN VARSA,
KAPLARI ALIRKEN BİR FOTOĞRAFINI ÇEKEBİLİRSENİZ VE ŞAHSIN ADRESİNİ BİLİYORSANIZ EĞER, SONRASINDA YAPMANIZ GEREKEN AŞAĞIDAKİ DİLEKÇEYİ YAZIP, O FOTOĞRAFI EKLEYİP BULUNDUĞUNUZ BÖLGEDEKİ ORMAN VE SU İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜNE POSTALAMANIZ YA DA EMAİLLEMENİZDİR. İDARİ PARA CEZASI ALIRLAR. 5199 SAYILI YASA SOKAKLAR HAYVANLARINDIR DER, VE SİZLER BELEDİYENİN YAPMASI GEREKENLERİ YAPARKEN BİR DE ENGELLENİYORSANIZ MUTLAKA ŞİKAYET ETMELİSİNİZ.

DİLEKÇEDEKİ NOKTALI YERLERİ DURUMUNUZA UYGUN OLARAK UYARLAYIN. BAĞLI BULUNDUĞUNUZ İLİN ORMAN VE SU MÜDÜRLÜKLERİNİN EMAİL ADRESLERİNİ GOOGLE'DAN BULABİLİRSİNİZ. YA DA ELDEN TESLİM EDİN VE BİR DOSYA NUMARASI ALMAYI DA UNUTMAYIN ONLARDAN.


"TÜRKİYE CUMHURİYETİ 
........ ŞEHRİ ORMAN VE SU MÜDÜRLÜĞÜ'NE


..... Mah. .....Sok.....No: İlçe: de ikamet ediyorum. Yasa gereği bulunduğum sokaktaki sokak hayvanlarının beslenmesine yardımcı oluyorum. Sokakta kuytu bir köşede mama ve su kabım durmaktadır. Fotoğrafta gördüğünüz ..... ......isimli şahıs, ....Mah. ......Sok.....No:..... İlçe: ....
da oturmaktadır ve fotoğrafta da görüldüğü üzere beslenme odağına müdahale etmekte, kapları kırmakta, beni tehdit etmektedir..

Müdürlüğünüzden 5199 sayılı yasanın ilgili maddelerine dayanarak şahıs hakkında gereğinin yapılmasını, sonucun bana bildirilmesini, dilekçeme 4982 ve 3071 sayili yasalar geregi süresi içinde bilgi ve cevap verilmesini emir ve musaadelerinize saygilarimizla arz ederim.

İsim-Soyisim:
T.C. No:
Tel No:

Ekte:
Yasanın konuyla ilgili maddeleri ve ekte kanıt fotoğraf

MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.

MADDE 4 D d) Hiçbir maddî kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda 

MADDE 4 C c) Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.  "


Atık maddeler başka canlıların cenneti olabilir...vakit ayırmak isteyenlere internette fikir çok...yazımdaki tüm fotoğraflar ve bilgiler internetten alıntıdır...ama sevgi ve paylaşım kimseden zorla alınamaz...herkese güzel,sevgi dolu günler dilerim...


26 Kasım 2013 Salı

                                       severken...












24 Kasım 2013 Pazar

                             pessss:) graffitiiiii:)



yaşam çiçeği,uzaylılar,illüminati,para ve enerji döngüsü üzerine...


kısacası nerden nereye dedirten bir belgesel dizisi.insanı düşünmeye ve farkındalığa çağırdığı için izlemek istedim...uzun zamandır duyduğum şeylerin basit hikayeler olmadığını anlamaksa can sıkıcı....---

herkesin görünür dünyanın gerçekliğini kabul ettiğini düşünürsek,bize dayatılan bu gerçekliği sorgulamayız..oysa masal gibi dinlediğimiz ve komplo teorisi sandığımız pek çok olayın arkasına baktığımızda resmin bütününü görebiliriz.küçük dünyalarımızda nelerle uğraşıyor ve neleri dert ediyoruz.bir düşünelim;hayat ve dünya bizden mi ibaret ve nereye kadar etkiliyiz?ne çok küçük görmeliyiz kendimizi ne de evrenin merkezi.....yaşam çiçeği torusla başlayan,uzaylılardan illüminatiye ve güncel enerji ve para döngüsüne gerçek bir bakış atan bir şeyler izlemek isterseniz lütfen şu 10 bölümden oluşan videolara göz atın...aslında sadece Türkiyemizin başında sandığımız tenyaların nasıl tüm dünyada olduğunu görebilirsiniz..ve yapılan anlaşmalara nasıl sadık kalındığını..nasıl insanların ve ülkelerin satıldığını daha iyi anlayabiliriz....






(bundan sonraki 7 bölümü youtubetan girip bulabilirsiniz.burdan paylaşmama imkan vermedi blog.anlamadım gitti..sağlıcakla,sevgiyle kalın...)





23 Kasım 2013 Cumartesi

                                            24 kasım


yaşamın her safhasında bir öğretmenimiz oldu ve şükür ki öğrenmenin sonunun olmayacağını bilenlerden olduk.iyi ki varsınız,iyi ki öğretmensiniz.değeriniz yeterince verilemese de yüreklerde daima saraylardasınız.sayenizde daha aydınlık,daha gelişmiş bir sistemde buluşmak üzere,daima sağlık ve sevgiyle kalın.ve sen canım peygamberim, selam olsun sana bu yüzyıldan...ilk sana denmişti "oku" diye.senin zamanında kız çocukları diri diri gömülürken sen de büyük bir devrim yapmıştın,şimdiyse maalesef ruhlarımız gömülmeye çalışılıyor...duy ve aydınlık Türkiye için,aydınlık yürekler için dua et.zira öğretmene ve öğrenciye yapılan her saldırı senin anlatmaya çalıştığın insanlığı bitiriyor........








20 Kasım 2013 Çarşamba

Beyninizin hangi tarafı daha baskın?


beyin



ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ 20.11.2013


10 Yılda Tecavüze Uğrayan 7.000 ,Taciz Edilen 250.000 Çocukla, Dünya'da 3.Sıradayız. Bugün ÇOCUK HAKLARI günü kutlu olsun.....mu?







                                 eğitim üstüne azıcık düşününce:(




  -Bir hayalim vardı,ondan bahsedeyim biraz dedim.Toplumumuz ve geleceğimizi oluşturan miniklerimiz üzerine...birlikte birşeyler yapmak ve genelin iyiliği için çalışmak.yarış atı olmamak ve anlaman gereken yaşta öğretime başlamak....önce eğitim demek..bir gün görür müyüz acaba?.......

alıntı:
"Japon okullarındaki çocuklar ÖĞRETMENLERİ ile birlikte yarım saat hergün TUVALET temizliyorlar HEM MÜTEVAZİLİK hemde TEMİZLİK için... BAYILDIM ...

Bakalım başka ne yapıyorlarmış ...

Japon öğrenciler 1 ci sınıftan - 6 cı sınıfa kadar İNSANLARLA komünikasyon ve ahlaki kurallar ve etik hakkında ders görmek zorundalar .... HARİKA !...

Japonlarki en zengin memleketlerden biri evlerinde ÇALIŞAN kullanmıyorlar ... ANNE ve BABA ev SORUMLUSU ..... VAY CANINA !....

BU EN HARİKASI ... ve EN İLGİNCİ .... 1 ci sınftan 3 cü sınıfa kadar SINAV/TEST yok ... Çünkü asıl amaç bu yaşta KARAKTERi hazırlamak , konsept öğretmek ... Beyin yıkamak DEĞİL ...

Okul çocuklarına BOL yemek zamanı veriliyor ki HAZIM zamanı olsun...
Neden diye sorulduğunda "BU ÇOCUKLAR JAPONYA NIN GELECEĞİ" diye cevap veriliyor ....

Bizim çocuklar Amerika'da okullarında TEMİZLİK yaparlardı ve Cezalandırma sistemi OKUL temizliği vs.. idi VE müthişti...

Ben bir gün burada okul veli toplantısına katıldım ve hocaların çocuklardan sıkıntısı vardı .. Bende elimi kaldırıp neden ceza sistemi yok ve neden mesela temizlik vs olmasın...
Aman Allahım veliler bir kızdı ... "Ay ben çocuğuma evde yaptırmıyorum okulda mı pis şeylere dokunacak " filan denildi .. AĞZIM AÇIK KALDI .... Bu sebepten artık çocuklar terbiyesiz , saygısız, büyüklere karşı berbat , ve alçakgnüllük , mütevazilik yok ..."



Fotoğraf: Vallahi bunu paylaşmadan edemedim....  

Japon okullarındaki çocuklar ÖĞRETMENLERİ ile  birlikte yarım saat hergün TUVALET temizliyorlar HEM MÜTEVAZİLİK hemde TEMİZLİK için... BAYILDIM ...

Bakalım başka ne yapıyorlarmış ...

Japon öğrenciler 1 ci sınıftan - 6 cı sınıfa kadar İNSANLARLA komünikasyon ve ahlaki kurallar ve etik hakkında ders görmek zorundalar .... HARİKA !...

Japonlarki en zengin memleketlerden biri evlerinde ÇALIŞAN kullanmıyorlar ... ANNE ve BABA ev SORUMLUSU .....  VAY CANINA !....

BU EN HARİKASI ... ve EN İLGİNCİ ....  1 ci sınftan 3 cü sınıfa kadar SINAV/TEST yok ... Çünkü asıl amaç bu yaşta KARAKTERi hazırlamak , konsept öğretmek ...  Beyin yıkamak DEĞİL ...

Okul çocuklarına BOL yemek zamanı veriliyor ki HAZIM zamanı olsun... 
Neden diye sorulduğunda "BU ÇOCUKLAR JAPONYA NIN GELECEĞİ"  diye cevap veriliyor .... 

Bizim çocuklar Amerika'da okullarında TEMİZLİK yaparlardı ve Cezalandırma sistemi OKUL temizliği  vs.. idi VE müthişti... 

Ben bir gün burada okul veli toplantısına katıldım ve hocaların çocuklardan sıkıntısı vardı .. Bende elimi kaldırıp neden ceza sistemi yok ve neden mesela temizlik vs olmasın... 
Aman Allahım veliler bir kızdı ... "Ay ben çocuğuma evde yaptırmıyorum okulda mı pis şeylere dokunacak " filan denildi .. AĞZIM AÇIK KALDI .... Bu sebepten artık çocuklar terbiyesiz , saygısız, büyüklere karşı berbat ,  ve alçakgnüllük , mütevazilik yok ...

Bu sırada 


   -Yurdumda birileri çıkıyor,hem de makam sahibi birileri bugünedek kızlı erkekli eğitimin hata olduğundan bahsediyor.Nankörlük ve yobazlık açıkça sırıtıyor......Sonra da :"neden bizde eğitim düşük,niye beyin göçü var?"............Siz beyin olsanız napardınız???? Mesela müslüman bir beyin:kitabının ilk emri "OKU" olan bir beyin.Ve kullarını erkekli-kızlı eğitim yapamazsınız diye ayırmayan bir Rabbe inanan bir beyin..... Ve o sırada dünyada bakın neler oluyor?




                                                                                  BİZDE
   -Öğretmenlerimiz bu sistemin en önemli parçası ve ne yeterince iyi şartları var,ne eşitlikleri...Hem çalışma ve iş yeri kalitesinden ,hem kendi eğitimleri açısından,hem maddi açıdan....Daha saymayayım...Yüreğiyle öğretenlere selam olsun.iyi ki varsınız...



-İlk eğitimin başladığı kişiyi de unutmayalım.Aslında önce bizlerin,annelerin eğitimli olması gerektiği gerçeğini,kadının herşeyin başı olduğunu ve bu yüzden daima güçlü,aklını kullanabilen ve iyiyi öğretebilen kadınlar olmamız gerektiğini...


-Ve kaygılarımız da,güvenimiz de sana havale Allahım.Gerekeni ilham et ve yaptır.amin...sevgiyle kalalım...

dip not:Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş. “Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur.Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”




"O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler."Yaşar Kemal.. Huzur içinde uyu Nejat Uygur..




güzel insan,yüreğinin ışığını sırf bu dua gibi temenninle bile belli etmişsin.kolay bulunacak bir usta değildin.nur içinde yat.


18 Kasım 2013 Pazartesi

                   yine kedişler:)

öncesinde de bahsettiğimiz bir konu...ama hatırlamakta fayda var....

Biliyorum hiçbir kedici, kedisi sağlığına iyi geldiğini düşünerek kedici olmamıştır. Ancak son yıllarda (ki her gün bir yenisi ekleniyor) yapılan bilimsel çalışmalar kedilerimizin tahmin edemeyeceğimiz düzeyde sağlığımızı olumlu etkilediğini gösteriyor. Bunlardan en ilgi çekici olanı mırlamanın etkisi. Bir çoğumuzun anlam vermediği mırlama öyle faydalı bir şeymiş ki okudukça bana hak vereceksiniz.
kedi51
Vahşi, evcil tüm kedigiller familyası mırlama yeteneğine sahip. Bildiğiniz gibi mırlama ile beraber bir titreşimde meydana geliyor. Mırlama kedilerin gırtlaklarındaki kasların titreşimleri ile başlıyor. Buna tüm nefes yolundaki kaslar ve diyaframda eşlik ederek dakikalar süren senfoni başlıyor. Mırlama sonucu saniyede 20-50 arası titreşim (20-50 hertz) oluşuyor. Bu süreçte kediler normal nefes alıp vermeye devam edebiliyorlar. Bu ses frekansının olumlu etkileri olabileceği ile ilgili ilk araştırmaların başlangıcı 1950’li yıllara kadar uzanıyor. O yıllarda çok ciddiye alınmayan çalışmaların sonuçları günümüzde artık bilim insanlarınca tartışılmıyor. O günden bugüne kadar yapılan birçok araştırma, kedilerle bir arada yaşamının zihin ve beden sağlığı üzerinde birçok olumlu etki yaptığı şeklinde sonuçlanmıştır.
Gelelim mırlamanın büyüleyici etkisine…
İngilizce “purr therapy” diye tanımlanan bu tedavi şekline biz de “mırr terapi” ismini verelim. İlk önemli çalışma Amerika’dan. Uluslararası Fauna İletişim Araştırma Enstitüsünde yapılan çalışmalar sonucu kedilerin mırlayarak doğal bir iyileştirme yeteneğine sahip oldukları kanıtlanmış. Çeşitli nedenlerle yaralanmış sokak ve ev kedilerinde yapılan çalışmalarda, mırlamanın kedilerin kemik ve organları üzerinde iyileştirici özelliğe sahip olduğu anlaşıldı. Dr. Elizabeth Muggenthaler başkanlığında yürütülen çalışma sonucu kedilerin kendilerini mırlayarak tedavi ederken çıkardıkları seslere benzer frekansta (20-50 hertz) sese tabi tutulan insan kemiğinin de güçlendiğini saptanmış. Aynı çalışmada bu etkinin sadece kemiklerde değil kas, eklem, tendon ve bağ doku yaralanmalarında da başarılı olduğu görülmüş.
Bir diğer çalışma Fransa’dan. Çalışma sonucu kedi mırıltısının, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan serotonin, prolaktin ve oksitosin hormon düzeylerimizi artırdığı, stresle baş etmekte, hatta depresyona karşı savaşmakta bu hormonal değişikliklerin son derece yararlı olduğu bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Meslektaşım Jean Yves Gauchet, mırr terapinin etkisinin kedinin göğüs kafesinin boyutuna bağlı olduğu ve genişledikçe stres giderici etkinin çoğaldığını saptadı. Demek ki büyük kedisi olanlar daha şanslı (minyon kedi sahipleri üzülmeyin aradaki farkı ikinci bir kedi sahiplenerek kapatabilirsiniz).
kedi11
Son çalışma Avusturya’dan. Burada KST-2010 adını verdikleri bir cihaz geliştiriyorlar. Cihazın özelliği komik ama gerçek, kedi mırıltısını elektronik olarak taklit etmesi (Avusturya’da kedi yok galiba). Cihazın mucidi Dr Fritz Florian’a göre bu alet, sporcularda kas ve dolaşım sistemini canlandırmak için başarıyla kullanılabiliyor.
Mırr  terapinin kas ve kemikler üzerine olumlu etkisinden yola çıkan bazı bilim insanları şimdi de, aynı iyileştirici mekanizmanın menopoz döneminde kemik erimesinden şikayetçi olan kadınlarda uygulanıp uygulanmayacağını araştırmaya başlamışlar (bu arada benim tanıdığım hiçbir kedici teyzenin böyle bir şikayeti yok).
Günümüzde bir çok ülkede kediler çok çeşitli hastalıkların tedavisinde tamamlayıcı terapi amacıyla sağlık kuruluşlarınca kullanılmaktadır. Ne diyelim darısı kedinin anavatanı ülkemizin başına…
Dr.S.Tarkan Özçetin  
İslamiyet’teki bu gizli kedi sevgisi sebebi ile İslam ülkelerinin sokakları kedilerle doludur. Ebu Hureyre kısa sürede İslam aleminin en önemli ve en güvenilir sahabelerinden birisi oldu. Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisini çok seviyordu ve yanından ayırmıyordu.
Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda ve yanında bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Gece gündüz Peygamber efendimizin yanından ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı.
kedi28
Bir gün namaz kılarken bir yılan Hz. Muhammed’e arkasından yaklaşmış ve Hz. Muhammed’i sokmaya kalkışmış. İşte tam o sıra oralardan geçen bir adam Hz. Muhammed’in zor anına yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Ve bilindiği üzere yılanın amansız düşmanı olan kedi, yılanı boğmuş. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O günden beridir de kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Bediüzzaman Said-i Nursi gibi bazı alimler kedilerin çıkardığı mırmırların “Ya (Er) Rahim, Ya (Er) Rahim” şeklinde bir dua olduğunu, kedilerin bu şekilde şükredip, zikrettiklerini söylemektedirler.
kedi42
Hazret-i Ebu Hureyre anlatır: “Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, ‘Nedir bu?’ diye buyurdu. Ben de; ‘Kedicik!’ dedim. Bunun üzerine Resulullah, “Ey Ebu Hureyre” buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu.”
kedi29
Bir gün Ahmed Rıfâi hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca Hz. Muhammed’in yaptığı gibi kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.
“Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, “Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır” buyurdu.” (Hadisi nakleden: Buhari)
kedi27
 Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır: Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; “Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır” buyurdu.
kedi16

Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. “İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir.” buyurdu.
Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayrimüslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayrimüslim vatandaşa eziyet etmek de Müslüman’a eziyet etmekten daha büyük günahtır.
Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: “Benle Resûlüllah (a.s.) Efendimiz, daha önce kedinin ağzını dokundurup su içtiği bir kaptan su alıp guslettik.”
Urve bin Zübeyr, Hz. Aişe (r.a.)’dan aldığı rivayete göre şöyle demiştir: “Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’in yanından kedi geçerken su kabını ona iyice meylettirir, kedi su içtikten sonra Efendimiz arta kalanı ile abdest alırdı.”
Enes bin Malik (r.a.)’den yapılan rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s.) Efendimiz Medine’de Bathan denilen yere çıktı ve “Ya Enes! Benim için abdest suyu doldur” buyurdu. Ben de suyu doldurup hazırladım. Resûlüllah (a.s.) tabii ihtiyacını giderdikten sonra su kabına doğru gelirken bir kedi o kaptan su içmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (a.s.), o su içinceye kadar durup bekledi. Sonra ben bunun (hükmünü) sorduğumda buyurdu ki:
“Ya Enes! Doğrusu kedi de ev eşyasından biridir, bir şeyi kirletmez ve murdar da yapmaz…” (Hadisi Hakim el-Nişaburi, Müstedrek’te rivayet ettikten sonra, iki Şeyh’in (Buharî ve Müslim’in) şartlarına göre, sahihtir, demiştir. Aynı hadîsi az değişik bir ibareyle Darekutnî de rivayet etmiştir).
Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) tarafından yapılan rivayete göre Hz. Muhammed şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: “Şüphesiz ki kedi necis (pis) değildir, o da ev halkından bazısı gibidir” buyurdu.
İmam Şafii’ye göre, kedi su içtikten sonra arta kalanı temizdir. İmam Mâlik’e göre, kedinin artığı temizdir. İmam Ahmed bin Hanbel’e göre, kedinin artığı temizdir, onunla abdest almak mekruh değildir.

14 Kasım 2013 Perşembe

dua...


kolaylık ve güzellik dileyen bir peygamberin ümmetleri olarak ne hallerdeyiz bir düşünmek lazım....

RABBİ YESSİR VE LA TUASSİR, RABBİ TEMMİM BİL HAYR
Rabbim, kolaylaştır, güçleştirme.
Rabbim, B sırrınca hayırla tamamla.
(Hz. Muhammed sav)

"YESSİRÛ VE LA TUASSİRÛ, BEŞŞİRÛ VE LA TUNEFFİRÛ"
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. 
(Hz. Muhammed sav)

Rahmetli babaannemin söyleyip durduğu ve minicikken bize öğrettiği peygamber duasının anlamı ne kadar güzelmiş.... keşke yüreklerimize sinse.....ve en çok da makam- mevki sahiplerinin yüreklerine...



Kuran üzerine bir yahudi araştırmacı.....


acı ki müslüman olduğunu söyleyen bizler bile Kuranı doğru dürüst okumuyor ve anlamaya çalışmıyoruz...zaten üst manasının  altında kaç kat daha anlam ifade ettiğini de kavrayacak ruhlarımız henüz yok gibi. ama kabul edelim ki uyanıştayız ve gelecek nesillerimizin bakışı,duruşu,anlayışı bizden çok daha üstün olacak....bir kısmımız insanlığın dibine vurmuş da olsa,hala para-güç-makam peşinde rezilliklerle uğraşıyor da olsa artık tüm dünyada farklı bakışlar var. ve benim insan ırkına dair güzel umutlarım var...



-Bir gün Kur'an Surelerinin bütünüyle insan bedenindeki organların faaliyetlerini, organlar arası hormonal etkileşimleri, muhtemel ilişki ve gelişmeleri anlattığı ortaya çıkarsa -ki çıkacak buna çok zaman kalmadı- o gün İsa, Musa, Yusuf vb kıssalara ve ayetlere giydirdiğin batini yorumlara sen de gülecek ve "Nasıl da aldanmışız?" diyeceksin! Mehmet Doğramacı

bu yüzyılda belki bunlar keşfedilir,sonrakinde bambaşka şeyler...ama tüm evren keşfedelim diye önümüze serilmiş bekliyor.inanmasak bile....

güzel bir haber:yapay göz


2013 yılının buluşu: 

Yapay Göz! Argus - 2 isimli yapay göz, bir zamanlar imkansız olduğu düşünülen şeyi gerçek yapıyor: Körlerin görmesini sağlıyor. Aslında yapay bir retina olan buluş, gözlüğe monte edilmiş minyatür bir kameradan ve mikroişlemciden oluşuyor. Kamera görüntülerini analiz eden mikroişlemci, göz bölgesine yerleştirilen bir elektroda kablosuz olarak sinyal gönderiyor. 

Elektrod bu 
sinyalleri görme sinirlerine iletiyor ve siyah-beyaz görüntü oluşmasını sağlıyor.

%100 kör olan insanların, yolları algılamasını, objeleri bulmasını, hatta 1-2 santim büyüklüğünde harfleri okumasını sağlayan buluşun kullanılması ve ticarileşmesi şu an sadece retina bozulması sebebiyle sonradan kör olan kişiler için onaylanmış durumda. Yakında çok daha yaygın olarak kullanılacağına ve çok daha yüksek çözünürlüklü ve renkli görüntüler sağlayacağına eminiz.

Bu bile 2 milyon insan demek. 2 Milyon insanın hayatını değiştirmek güzel birşey olsa gerek.. 

(bu arada bu imkana yine parası olanların kolayca ulaşabileceğini düşünmek de insanın canını sıkıyor.ama umarım bir gün sağlıkla ilgili her konuda herkesin eşit olacağı bir dünya gerçek olur)

     kaynak.


fizik öğrencilerine.




Isparta’da uçak kazasında ölen fizikçi Prof.Dr. Engin Arık, adına açılan fon sayesinde her yıl 7 üniversite öğrencisi, yüksek enerjili parçacık fiziği deneylerinin yapıldığı Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü'nde (CERN) 3 ay staj yapabiliyor.

CERN'in başarılı bilim insanları arasında gösterilen ve üzerinde çalıştığı 'Alfa Manyetik Spektrometresi' (AMS-02) deneyi ile adından söz ettiren ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Bilge Demirköz, Antalya Koleji öğrencilerine araştırmalarına devam ettiği CERN, Uluslararası Uzay İstasyonu ve CERN'de bulunan Higgs Parçacığı'na ilişkin bilgi verdi.
ENGİN ARIK FONU, CERN'E GÖTÜRÜYOR
Isparta'da uçak kazasında ölen fizikçi Prof.Dr. Engin Arık adına açılan fonla her yıl 7 öğrencinin CERN'de 3 ay staj yapma imkanı bulduğunu belirten Doç.Dr. Bilge Demirköz, şu ana kadar Türkiye'den 48 üniversite öğrencisinin bu fon kapsamında desteklendiğini dile getirdi.
Liseli öğrencilerin de finans bulmaları ve bu konuda randevu almaları durumunda CERN'e gidebileceğini belirten Doç.Dr. Demirköz, şöyle dedi:
"Her yıl yaklaşık 10 öğrenci grubu Türkiye'den CERN'e geliyor ve 1 günlük gezme imkanları oluyor. Şu anda yeraltı açık, inebiliyorlar. ATLAS, CMS ve Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın mıknatıslarını görmek dışında, aynı zamanda oradaki bilim insanlarıyla konuşuyor, tartışıyor, dersler görüyorlar. Ayrılırken bilime farklı baktıklarını gözlemliyorum hep. Rezervasyonlar ise 4-5 ay sonrasına veriliyor."
"ÇALIŞAN BİRÇOK TÜRK VAR"
Yaklaşık 2 yıl CERN'de kadrolu görev yaptığını dile getiren Doç.Dr. Demirköz, kendisi dışında CERN'de çalışan birçok Türk olduğunu, çoğunun CERN'in görevlisi olarak değil, başka üniversiteler adına orada çalıştığını söyledi. Doç.Dr. Demirköz, Türkiye'den Çukurova, İstanbul, Boğaziçi gibi üniversitelerden CERN'in elemanı olmadan görev yapan isimler bulunduğunu aktardı.

13 Kasım 2013 Çarşamba

10 Kasım 2013 Pazar

toz zerresi bile değiliz ve evrenin minik bir parçası bile muhteşem...muhteşem düzenin bir parçası olmaksa en muhteşemi:)


Gök bilimciler, Güneş Sistemi’nin de üyesi olduğu Samanyolu Galaksisi’nin tam 84 milyon yıldızını gösteren fotoğrafını elde etmeyi başardı. 9 milyar piksellik fotoğraf, galaksinin bugüne kadar elde edilen görüntülerinden en az 10 kat daha fazla detaya sahip.

incelemek için; http://www.eso.org/public/images/eso1242a/zoomable/


                     ~~~~bülbülüm altın kafeste~~~~



ben sana dayanamam yarim.....





her kelimen ve hareketin seni ve düşüncelerini anlatıyor bizlere...sen laflarıyla kalbi bir olmayan insanlardan olmadın...RAbbimiz de sana her güzel sıfatıyla muamele etsin.O hepimizden daha fazla biliyor yüreğindeki,insan,gerçek ve Allah sevgisini....vuslat günü buluşalım Atam...herşey bittikten sonra bir gün buluşacağız....
bir alıntı: Atatürk'ün vefat ederken söylediği son söz...

İnsanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri
geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr. Neşet Ömer bey “Dilinizi göreyim efendim. Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın” diye telaşlanırken, 
Atatürk, Dr. Neşet Ömer'e gülümsedi;
“ VE ALEYKÜMÜSSELAM ” diyerek gözlerini kapatmıştır.

(Kılıç Ali’nin Anıları Sh 659. Hulusi TURGUT)

Peki, o sırada Atatürk’ün yanında bulunanlar telaş ve çaresizlik içerisinde kıvranırlarken ve hiç gereği yokken Atatürk’ün “VE ALEYKÜMÜSSELAM” demesinin anlamı ne olabilir diye bir soru akla gelebilir. Böyle bir sorunun yanıtını Kur’an ayetlerinden öğrenelim. İşte Kur’an’ın söyledikleri:
“ İyiliklerini içeren kitabı sağ tarafından verileceklere, melekler: ‘SELAMÜN ALEYKE’ derler. (Vakıa Suresi 90,91)




9 Kasım 2013 Cumartesi

                                     10 KASIM





İnsansın,hepimizin geldiği yerden gelip,gitmememiz gereken yerden bizi çeviren,bu iş için gönderilmiş,kendi için yaşamamış,çocuklarımızın soyunu belirleyen kararlar vermiş bir insansın..Benim putum değilsin,eksiğin-fazlan olsa da görür severim.Benim kaçmam gereken adam değilsin ,Rabbimin en sevdiği" toprağını-milletini korumaya adanmış hayatın" sahibisin.Seni ,ardından lekeleyecekleri Yaratanına havale eder,içimdeki sesi dinlerim...Tüm hesaplardan uzakta,emin ellerdesin.Orada gördüğün yüce ruhlara da söylemelisin,haksızca örselenen milletime dua edin.

ŞAYESTE PAYLI


yaşamı kendinden ibaret sanan insanoğlu....


nihayet..yaşamı oksijen ve sudan ibaret sanan insanoğlu kendinden başka varlıkların başka ihtiyaçları olabileceğini ve tahmin edemeyeceğimiz canlar olduğunu yeni yeni anlamaya başlıyor.....





benim dünyam


8 yaşına kadar hayatla ilgili hiçbir şey bilmeden yaşayan Ela ile aynı durumdaki ablasını trajik bir biçimde yitirdikten sonra hayatını engellilere adayan Mahir Hoca'nın yollarının kesişmesiyle siyahtan beyaza giden bu yolculuğunda sadece bir kelimeye yer yoktur: İmkansız. Film, Mahir Hoca'nın karanlığın içindeki Ela'nın elinden tutarak onu üniversite sıralarına kadar taşıyışını ve Ela'nın umut ve vefa hikayesini anlatıyor. 
Benim Dünyam; sadece karanlığı görebilenlere, karanlığın anlamını baştan yazdıranların hikayesidir.
Benim Dünyam filminin, 2005 Hindistan yapımı Black filminin uyarlaması (remake) olduğu, filmin başında da belirtiliyor zaten....


benim dünyam.... hiç de kusursuz bir film değil aslında,ara ara ağlamaktan kusurları göremedik sadece:)....film çıkışı evet çok duygusaldım,en çok da şu dua vardı yüreğimde:keşke her duyamayan,göremeyen çocuk bu kadar şanslı olsa,keşke Mahir hocalar çok ,pek çok olsa....kimse ışıksız kalmasa.....







6 Kasım 2013 Çarşamba

delilik üstüne...kadınlar hakkında....erkeklere dair..

(deli diyorlar bana desinler değişemem/desinler değişemeeem♪♫♪ :)

(sizi böyle bilmez idük:)

İktidar psikolojiyi bir silah gibi kullanarak kimin akıllı, kimin deli olduğunu söyler.
Sigmund Freud
Sürekli öksürük ve sık baş ağrısı nedeniyle terapiste giden genç bir kadın, babasına arkadaş ziyaretlerinde eşlik ettiği sırada babasının arkadaşlarından birinin ona cinsel tacizde bulunduğunu söyler. Bu söylediklerine kimse inanmaz. Babası onu terapiste götürür ve ona Dora’yı kendine getirmesini söyler. Terapist, psikanalizin kurucusu olan Freud; vaka ise, Dora’dır. Bu vaka psikanaliz literatüründe en sık atıfta bulunulan vakalardan biridir.
Babası sık sık Dora’yı K.’nin evine götürür, orada Bayan K. ile gizli bir ilişki yaşamaktadır. Bayan K.’nin eşi olan Bay K., anlaşıldığı kadarıyla Dora’nın babasından cesaret olarak Dora’ya 14 yaşından beri cinsel tacizde bulunmaktadır. Dora’nın annesi ise, o zaman Viyanalı ev kadınlarından beklenen görevleri yerine getirmektedir.
Freud, Dora’nın annesiyle hiç tanışmamış olmasına rağmen ona “ev hanımı psikozu” gibi standart kategorilere dahil olmayan bir tanıyı koymaktan geri durmamıştır. Ataerkil bakış açısıyla Freud, her genç kadının Bay K. gibi bir adamın ilgisinden hoşlanacağını ve bunu kabul edeceğini varsayar. Bu sebeple Freud, Dora’nın sorununu, onun uyarılmış ve gizlediği cinsel arzusundan kaynaklanan histeri semptomları olarak yorumlar. Dora’ya bu düşüncelerini ısrarla kabul ettirmeye çalışınca Dora’yı yalnızca ‘rahatsız’ değil, aynı zaman ‘aksi’, ‘sahtekar’ ve ‘kindar’ olmakla da suçlamasına sebep olur. Olayın içindeki yetişkinler, bir süre sonra Dora’nın Bay K. hakkındaki iddialarının gerçek olduğunu kabul ederler.
Charles Dickens
Bundan yaklaşık yüz yıl önce, ünlü ve yaşça büyük bir adam, genç bir kadın oyuncuya aşık olmuştu; ancak adam evliydi ve on çocuğu vardı. Adamın bu genç kadınla birlikte olabilmek için bulduğu çözüm, insanlara eşinin deli olduğuna inandırarak çocuklarını almak ve kadını akıl hastanesine kapattırmaktı. Yaşadığı dönemde, neredeyse her evin ve kalbin şampiyonu olan bu adam Charles Dickens’tı. Aynı dönemde pek çok kadın, ki bu gruba bazı sosyal reformistler ve yazarlar da dahildir, nevrasteni denilen ve günümüzde kronik yorgunluk sendromu, premenstürel sendrom(PMS), ve depresyon gibi bozuklukların bazı semptomlarıyla örtüşen bir akıl hastalığına sahip olmakla itham edilmişti. Charles Perkins Gilman (1899/1973) Sarı Duvarkağıdı adlı otobiyografik kısa romanında, o dönemde kadın nevrastenisinde kullanılan favori bir tedavi yönteminden bahseder. Bu tedavi, zorunlu yatak istiharatini, bu istiharat süresince ziyaretçi kabul etmemeyi ve 22 kilo ya da daha fazlasının alınmasına yol açan ağır bir diyet uygulamayı içerir. Gillman’ın kadın kahramanı iyileşmek yerine deliliğe sürüklenir.
Auguste Rodin
1864’te bir ailenin ikinci çocuğu olarak Fransa’nın küçük bir köyünde doğan Camille Claudel, çocukluğunda taş ve çamur gibi malzemelerin içinde büyümüş ve ilk heykel sergisini 1903 yılında açmıştı. 19. yüzyıl Fransa’sında, bir erkek mesleği olan heykeltıraşlığı seçerek kadınların neredeyse ‘yok’ sayıldığı bir dönemde heykeltraşlığa soyunan Claudel, yaratıcılığı ile herkesi büyülemişti. Yaşamının en verimli dönemlerinden birinde, 17 yaşında, 41 yaşındaki bir başka heykeltraşla tanıştıktan sonra ona delicesine aşık olmuş ve kendi yaratıcılığı ile bu adama ilham kaynağı olmuştu. Ancak Claudel’in bu adam tarafından uğradığı şiddet ve hakaret yıllar yılı Claudel’i ‘deli etmeye’ etmeye başlamıştı. Bir gün geçirdiği cinnet sonrasında bütün heykellerini parçalayan Claudel, bu olayın ardından abisinin de onayıyla akıl hastanesine kapatılmıştı. Kendisine konulan şizofreni tanısının en büyük destekçilerinden birisi de bir zamanlar delicesine aşık olduğu o adamdır. Bu adam, yıllar sonra Claudel’in tekniğini çalarak yaratıcılığı ile dünyaya nam salacak olan, ünlü ‘düşünen adam’ heykelinin sahibi Rodin idi.
Akıl hastanesinde yıllarca heykel bile yapılmasına izin verilmeden yaşayan Claudel, ölmeden önce kardeşine şöyle bir mektup yazar: “Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar… Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor… Yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim?” Bu son mektubunun ardından 19 Ekim 1943’te akıl hastanesinde hayatını kaybeden Camille’in feryadı hiçbir zaman akıllardan silinmeyecektir: “Rodin! Kapitalist!”