27 Şubat 2014 Perşembe

yaşananların biçim verdiği hayatlarımız



AMERİKA'DA YETİŞEN "SİSAL" ADINDAKİ BİTKİNİN HİKAYESİNİ DUYDUNUZ MU? 

BU BİTKİ VERİMSİZ TOPRAKTA SOĞUK RÜZGAR VE AŞIRI SICAKLARDA YETİŞMEYE ÇALIŞAN BİR BİTKİ. 

BU BİTKİNİN İÇİNDE ELYAF BULUNMAKTADIR.

ELYAF DOKUMADA KULLANILIR VE ÇOK DEĞERLİDİR. AMERİKA'DAKİ BİLİM ADAMLARI DAHA FAZLA ELYAF ALABİLMEK İÇİN DAHA VERİMLİ TOPRAKTA YETİŞTİRİYORLAR SİSALI...

BİTKİ BÜYÜYOR AMA NE GÖRSÜNLER? YAPRAKLAR DİĞERLERİNDEN BÜYÜK AMA ELYAFTAN ESER YOK...

YAPTIKLARI ARAŞTIRMALARDA ANLIYORLAR Kİ,KÖTÜ TOPRAKTA AŞIRI GÜNEŞLE VE RÜZGARLA MÜCADELESİ ONUN LİFLİ YAPISINI MEYDANA GETİRİYORMUŞ.

YANİ BİTKİNİN ÇEKTİĞİ BU KADAR ZORLUK ONUN İÇİNDEKİ CEVHERİ ORTAYA ÇIKARIYORMUŞ.

ZORLUKLARA DAYANIP İÇİNİZDEKİ CEVHERİ ÇIKARABİLMENİZ DİLEĞİYLE....


amin ve amin:)


23 Şubat 2014 Pazar

bazen sana tercümandır başkaları.









Teslimiyet Duası

Her günle bana verilmiş olan bu dünya yaşamı için şükrediyorum.
Aklım, bedenim ve yaşamım için şükrediyorum.
Şifa bulmak, vermek ve aydınlanmak için olan arzuma şükrediyorum.

Benliğimi ilahi sistemin benliğine bırakıyorum.
Akışa direnmeden kendimi bütünün hayrına teslim ediyorum.
İlahi bilgiyi taşıyan ışığı ve bu ışıkla çevreyi aydınlatmayı seçiyorum.

İnsanları affetmeyi ve onları sonsuz bir şekilde sevmeyi seçiyorum.
Kendi varlığımı ve ilahi bilgeleri, bilgelikleri onurlandırıyorum.
Değişimi seçiyorum ve değişime güveniyorum.

Ey Yaratıcı, bana verdiğin ruha ve bedene rehberlik et.
Sade bilgelikle dolup bu bilgeliği yaymaktır isteğim.
Her güne, bedenim ve ruhum sevgi saçarak daha güçlü başlasın.

Saf olmayan her şey zihnimi, kalbimi ve bedenimi terk etsin.
Bedenimin her hücresi, varlığımın her zerresi bilgelik ile dolsun.
İlahi aşka, bilgiye, aydınlığa kavuşmaktır dileğim.
Kendi derinliğimi, içindeki güzelliği ve yaradılışımdaki hakikati bulayım.
Varlığım tüm varlıkların hayrı için evrensel sevgi ve ışıkla aydınlansın.

Şu andan itibaren sonsuza kadar......

Alıntı




20 Şubat 2014 Perşembe

defalarca tekrar edilebilir.....keşke bir kerede anlaşılsa...





KANUNLAR VE UYGULAYICILAR ÜSTÜNE...

    Erklerin başındaki insanların kanunlara uyup uymamasının,vicdan ve karakterlerinin ne kadar önemli olduğunun,hatta bunun kanunlardan bile üstün olduğunun bir göstergesi daha...Kanunların mükemmeliyeti değil,onu uygulatacak adamların mükemmeliyeti lazım.


Casares-Andalusia

Dünyanın tek ‘komünist köyü’…


“Euro krizi” nedeniyle işsizliğin ve yoksulluğun en çok etkilediği Avrupa ülkelerinden biri olan İspanya’da, bir köy bütün bunlardan etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Her şeyin taban demokrasisi ve komün ilkeleriyle idare edildiği köy “yeni bir ütopya”ya yolculuğun adresi gibi.
Akdeniz kıyısındaki Endülüs Bölgesi’nin Sevilla kentine bağlı Marinaleda köyündeki komünün kurulması 1980’e kadar uzanıyor. Franco faşizmin yıkılmasından sonra yapılan ilk serbest seçimleri köyde Kolektif İşçiler Birliği- Endülüs Sol Cephesi (CUT-BAI) kazanıyor.
Madrid’de yaşayan bir aristokrata ait topraklarda gündelikçi olarak çalışan Marinaleda’lı köylüler, “Tarlalarda kim çalışıyorsa, tarlalar onundur” diyerek, kamulaştırılması için eylemler yapmaya başlamışlar. Başlarında ise öğretmenlikten gelen ve halen köyün belediye başkanı olan Juan Manuel Sánchez Gordillo vardır. 1250 hektarlık tarlaların kamulaştırılmasını talep eden köylülerin açlık grevleri, gösteriler, yürüyüşler, polis saldırıları, tutuklamalar vs. şeklindeki mücadelesi yıllarca sürmüş, ama onlar hiç yılmamışlar. Çünkü, gündelikçi olarak çalışmak onlar için kölelikten başka bir şey değildir. Aldıkları ücretler geçimlerini sağlamaya yetmediği gibi, yaşanılmaz halde olan barakalarda kalmak zorundaydılar.
Kararlı mücadelenin sonucunda Endülüs Bölge hükümeti 1991 yılında toprakları aristokrattan alarak kamulaştırır ve Marinaleda köylülerin kurduğu kooperatife devreder.
O günden bugüne köyde her şey bu kooperatif üzerinden yürütülüyor. Bugün 2 bin 600 nüfuslu Marinaleda’daki evlerin duvarlarında çok sayıda slogan yer alıyor. En çok da “Ütopyaya yolculuk” yazılmış. Bir duvarda ise “Sermayeye karşı sosyal savaş” yer alıyor. Belediyenin ambleminde ise “Barışa giden bir ütopya” yazıyor.
Sánchez Gordillo, 21 Nisan 2012’de Junge Welt gazetesinde yer alan bir yazıda politik çizgisini “liberal komünist” diye tanımlıyor ve şöyle devam ediyor: “Bugün geçmişten daha fazla ütopik görüşlere sahibim. Çünkü biz burada halk için mümkün olan her şeyi başardık”.
Zira daha önce kaysı, fasulye, biber, zeytin gibi pek çok sebzenin yetiştirildiği tarlalarda elde ettikleri zenginliklere el konulduğu için açlık ve yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyorlardı.

HERKESE GÜNDE 47 EURO
Marinaleda’da toplantılar için kullanılan binaya “Halkın Evi” adı verilmiş ve girişinde “Başka bir dünya mümkün” yazıyor. Emekliler, kadınlar boş zamanlarını bu binada yapılan kültürel ve sosyal etkinliklerde geçiriyorlar.
Özel mülkiyetin olmadığı, tarlaların kamu malı olduğu Marinaleda’da bütün kararlar halkın katıldığı toplantılarda alınıyor. Yani yüzde 100 taban demokrasisi işliyor. Ne kadar vergi verileceğine, elde edilen fazla gelirin nasıl harcanacağına da bu toplantılarda karar veriliyor. Köydeki tarlalarda çalışan herkese günde 6 saat çalışma karşılığında 47 Euro ödeniyor. Elde edilen gelirlerin fazlasıyla köye spor tesisleri, büyük bir park ve çok sayıda bakımlı yeşil alan yapılmış.
Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, “Burada yaşayan insanların fazla paraya ihtiyacı yok“ diyor. Bir çok yerde konut kredileri ve yüksek kiralar söz konusu iken Marianaleda’de konut sorunu da çoktan çözülmüş. 70 yıllığına kiralanan evler için  aylık 15 Euro kira ödüyorlar. Komşu köylerde ise kiralar ortalama 500 Euro.
Evin yapımı için gerekli malzemeler ve araç gereçler ve işçilik köy kooperatifinin kasasından karşılanıyor. Bir tek evi yapan kişiye inşaatta çalışması şartı var. Köydeki 350 ev bu şekilde yapılmış. 90 metre karelik iki katlı evlerin 100 metrekare bahçesi bir de araba garajı var.
Keza benzer bir durum kreş için de geçerli. İsteyen aile ayda 12 Euro karşılığında çocuğunu kreşe gönderebiliyor. Bölgenin başkenti Sevilla’da kreş parası 200 Euro. İlk okul, ortaokul ve lisede ise öğrenciler yemeklerini ücretsiz olarak köyün gıdalarını veren kantinde yiyorlar. Ocak 2012’de bölge hükümetinin okul kantinlerini özel bir firmaya vermesi üzerine Marianaledalılar eğitim bakanlığını işgal etmiş ve kantinin işletmesinin özelleştirilmesine karşı çıkmışlar. Sonunda bölge hükümeti geri adım atmak zorunda kalmış.

DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAYAN BİR BELEDİYE BAŞKANI
2008’de aynı zamanda Birleşik Sol (IU) listesinden Endülüs Bölge Parlamentosu’na da seçilen Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, milletvekilliği aylığını da kooperatifin kasasına aktarıyor. Sosyal demokratlarla (PSOE) ile muhafazakar Halk Partisi’nin temsil edildiği bölge parlamentosunda Marinaleda’nın tek oyu altın değerinde. Zira, Gordillo her iki partiyle de ortaklık yapmaya karşı. Ancak ülke genelinde sosyalistler ve komünistlerle birlikte çalışmadan yana. Gece gündüz yollarda olan belediye başkanının makam arabası yok. Arabası da yok. Bir yere gittiğinde köylülerden birisine kendisini tren istasyonuna bırakmasını rica ediyor.
Marinaleda Belediye Meclisi’nin 11 üyesi var. 9’u belediye başkanının kurduğu UI’den, ikisi de sosyal demokrat partiden. Meclise seçilenlere maaş verilmiyor. Hepsi de tarlalarda çalışıyor, meclis üyeliğini fahri olarak sürdürüyorlar. Üyeler genellikle 25-35 yaşları arasında. Sosyal demokrat parti üyesi muhalifler de Sánchez Gordillo’nun inançlarına göre yaşayan bir devrimci olduğunu kabul ediyor. Ancak koltuğuna yapışıp kaldığı, AB’den alması gereken sübvansiyonları almadığı, işsizlik konusunda doğru söylemediği şeklinde eleştirilerde bulunuyorlar. Köyde muhafazakar ve sağcı partilere oy çıkmıyor. Sánchez Gordillo henüz 25 yaşındayken belediye başkanlığına seçilmiş.
Zengin ve geniş arazilerin bulunduğu Endülüs’te, Marinaleda’nın elde ettiği ekonomik ve sosyal başarı doğal olarak bölgede tarlalarda gündelikçi olarak çalışan diğer köyleri de hareketlendirmiş. 4 Mart 2012’de Cordoba beldesinde benzer bir hareket ortaya çıkmış. Ancak 26 Nisan’da polis şiddet kullanarak bu hareketi dağıtmış. Endülüs’te toprakların yüzde 50’si bölgede yaşayanların sadece yüzde 2’sine ait. Bu nedenle toprak reformu bölge için büyük bir önem taşıyor.

MARİNALEDA: KRİZİN ORTASINDA BİR MÜCİZE
İspanya’daki krizin teğet geçtiği Marinaleda’nın belediye başkanı izlenen politikalarla krizin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını söylüyor ve devam ediyor: “Kapitalizm koşullarında krizden çıkış mümkün değildir. Bütün reformist çözümler iflas etti. Piyasanın her şeyi düzenleyeceği mitosu da sosyal demokrasi gibi her şeyi mahvediyor.”
Marinaleda, hem İspanya içinde hem de dışında sosyal hareketler ve muhalif güçlerle ilişkilerini geliştiriyor. Brezilya’daki topraksız köylülerle iyi ilişkileri var. Son yıllarda köyde üretilen zeytin ve diğer gıda maddelerinin Venezüella’ya ihraç edilmesi için girişimler başlatılmış.
Özetle, Avrupa’nın ortasında, krizin sarstığı İspanya’da Marinaleda gibi bir yerin olması mucize gibi bir şey. Kapitalizmin egemen olduğu bir ülkede yapılanlar az değil. Bu nedenle Marinalede şu sıralar dünya basının da merak ettiği bir yer. Sürekli dünyanın değişik yerlerinden televizyon ekipleri, gazeteciler köyü ziyaret ederek haber yapıyorlar. Bu mucizenin sırrı ise hiç şüphesiz doğrudan taban demokrasisinde. Halkın katılımıyla alınan kararlar yine halk tarafından uygulanıyor.
YÜCEL ÖZDEMİR
(Junge Welt, Spiegel Online ve Frankfurter Rundschau’dan derlenmiştir)


900 yıllık gizli mesajın şifresi çözüldü


Aşkı şifreli dillerle ağaçlara yazmak!:)söyleyip kurtulsaymış da bilim adamlarını da boşa meşgul etmeseymiş keşke:))


900 yıllık gizli mesajın şifresi çözüldü
------------------------------------------------------------------
Jötunvillur şifresiyle yazılan mesajın sırrı bilim adamları tarafından çözüldü.
Independent gazetesinin haberine göre, Oslo Üniversitesi'nde çalışan Jonas Nordby, 900 yıllık Viking şifresini çözmeyi başardı. Jötunvillur şifresiyle yazılmış olan mesajı çözen Nordby, mesajda karşı cinse olan aşkın anlatıldığını açıkladı.

ROMANTİK YAZITLAR

Tahtaların ve kemikleri yazma aracı olarak kullanıldığını söyleyen Nordby, özellikle romantik mesajlara sıkca rastlandığını aktardı.

Nordby 1100 ve 1300'li yıllar arasında Runik yazılarında sıklıkla rastlanan bu mesajlarda karşı cinse duyulan sevgi ve hayranlığın anlatıldığını söyledi. Nordby'ın örnek olarak okuduğu yazıtta "Geniş dağların ürpertisi gibi seviyorum seni harika kadın..." yazıyordu.

Norveçli dilbilimci, şifreyi çözerken tahta parçasında iki kişinin imzasının bulunduğunu fark ettiğini ve bu imzaların hem şifreli dilde hem de Runik yazısı ile yazılmış olması sayesinde şifreyi çözebildiğini açıklıyor. Şifrenin yazıldığı dil olan Jötunvillur kodunun konuşma dilinde kullanılamayacağını ifade eden Nordby, bu kodun eğlenceli bir yazı pratiği olduğunu belirtiyor.

KAYNAK:http://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/900-yillik-gizli-mesajin-sifresi-cozuldu-118430.html



                                 yorumsuzca.... 





ne güzel insanları var Allahımın.

      Shavarsh vladimirovich karapetyan, 1953 doğumlu ermeni asıllı sovyet yüzücü. 11 dünya rekoru, 17 dünya, 13 avrupa, 7 sovyet şampiyonluğu sahibi.Eylül 1976'da erivan'da bir otobüsün göle uçtuğunu görür ve 20 km koşmuş olmasına rağmen, daha önce oğlunu boğularak kaybetmiş olan kardeşi kamo ile beraber suya atlarlar.

     Su mevsim sebebi ile aşırı soğuktur. aynı zamanda dip kumunun kalkması ve kanalizasyon atıkları nedeni ile görüş mesafesi sıfıra yakındır.

     92 yolcusu olan otobüs kısa sürede 10 metre derinliğe gömülür.Dalarak otobüsün arka camını ayakları ile kırar ve yaklaşık 20 dakika içerisinde 35-40 ar saniyelik periyodlarla 10 metreye 30 dalış yaparak onlarca yolcuyu çıkarır.

    Yolculardan 20'si kurtulur. bir dalışında yorgunluktan ve bitkinlikten insan zannederek yanlışlıkla bir koltuğu çıkarır ve sonradan yapılan bir röportajında “çok fazla dalış yapamayacağımı biliyordum, bu sebeple hata yapmamam gerektiğini de. aşağısı çok karanlıktı ve ben hiçbir şey göremiyordum. o sıra bir yolcu yerine bir koltuk çıkarmışım. koltuk yerine birini daha kurtarabilirdim. hala o koltuk rüyalarıma giriyor" diyecektir.

    Bu kahramanlığı onun 2. dereceden zatürreye yakalanmasına neden olur, aynı zamanda cam kesikleri nedeniyle kanına bulaşan şehrin kanalizasyon atıkları kendisini komaya sokar. doktorlar umudu keser ancak 46 günlük koma sonrasında kendine gelir.
    Ancak artık ciğerleri eskisi gibi değildir ve yüzme sporunu bırakmak zorunda kalır.

    Bu kahramanlık kapalı sovyet sistemi nedeni ile iki yıl boyunca gizli tutulur. hayatta kalanlar kendilerini kimin kurtardığını uzun süre bilemez. ardından kendisi için bir rapor hazırlanırken bu olay ortaya çıkar ve "for the rescue of the drowning" madalyası verilir ve unesco'nun “fair play” ödülünü alır. ismi keşfedilen bir gezegene verilir.

    Ayrıca şubat 1985'de bir yangında, yanan binaya dalan shavarsh birçok insanın hayatını kurtarmış fakat ciddi yanıkları sebebiyle uzun süre hastanede kalmak zorunda kalır.

1993'ten beri moskova'da ayakkabı üretimi yapmaktadır.





KAYNAK.


19 Şubat 2014 Çarşamba

azmin ve sevginin zaferlerinden biri daha.peki Türkiye hala kriterlerinin farkında mı?







Viyana'daki yarışma parçası.






18 Şubat 2014 Salı

sevginin ve azmin eseri.

    Gözyaşlarımı tutamadığım bir hayat hikayesi.Çocuğun gösterdiği gelişimin altında,verilen sınava sevgiyle emek katan annenin elleri,yüreği,gözleri var.Böyle annelerin olduğunu bilmek ne güzel.Aşık olmamak mümkün mü bu anneye ve benzerlerine...?Sınavı bu zorlu yoldan geçen tüm annelerimize Allah kolaylık versin.Sabır ve sevginin halledemeyeceği hiçbirşeyin olmadığının ispatları ♥




ADI AYBERK AKSU.

Kendisi %98’lerde otistik bir çocuktu. Annesi ve babası o küçükken ayrıldı. Bir tek babasıyla iletişim kuruyordu. Annesi hastalığını kabullenmişti. Ona bakıcı tutulmuş, krize girmesin diye ne istiyorsa yapılıyordu. Ayberk’in aldığı eğitim onu kendi dünyasından çıkaramamıştı. Hastalığından dolayı saçına bile dokundurtmuyordu. 90 kilo civarındaydı. Ağız kaslarını kontrol edemediğinden salyası akıyordu. Yani görüntüsü hiç de iyi değildi.

Babası Naciye adlı biriyle evlenmiş, yurtdışına çıkmıştı. Daha sonra Naciye Aksu,eşine Ayberk’i yanına almayı istediğini söyledi. Ayberk için yeni bir ev aldılar, yüzmeyi sevdiği için havuzluydu. Bir gün Naciye Aksu, Ayberk havuzdayken, havuza havlu attı. Ayberk gidip onu aldı ve belli bir seviyede ona geri verdi. Bunu daha uzak olarak 3 kere yaptı ve üçünde de geri getirdi. En son geitrişinde farketti ki, Ayberk ona gülümsüyordu. Naciye, onun dünyasına girmeyi başarmıştı. Otizmi araştırmaya başladı ve ödül almış bir bilim adamının aslında otistik olduğunu öğrendi. Bu onda büyük umut yarattı ve Ayberk için uğraşmaya başladı. İlk olarak ona ”ver” demeyi öğretti. Bunun için en sevdiği soslu makarnayı kullandı. Ver demeyi öğrenmesi için onu aç yatırdığı bile oldu. Ve başardı, Ayberk ”makarna ver.” dedi. eğitimi yanında onun görünüşünün de düzelmesi gerekiyordu. Sürekli ”sallanma Ayberk, ağzını kapa Ayberk” diyerek onu uyarmaya başladı. Uyarma süreleri arasındaki fark günden güne açılıyordu. Evet bunu da başarmıştı.

Yüzme yanında yürüyüş bandında da çalışmasını istedi. Ayberk başta istemedi, krize girdi. Ama Naciye Aksu, bu sefer de patates kızartmasıyla kandırarak onu banda çıkardı ve yürüyüşe başlattı. Ayberk giderek kilo veriyor ve fit bir görünüm elde ediyordu. Kendi isteğiyle berbere gitti ve saçını kestirdi. Kendine baktıkça mutlu oluyordu. Bu sırada eğitiminde ilerleme kaydederken yemeğe ilgisi olduğunu farkettiler. o geleceğin aşçısı olacaktı.

İlerlemeler çok iyi sonuç verdi, Otizm %20’lere kadar geriledi. Ayberk artık normal bir genç gibiydi ve bir ilki gerçekleştirdi. O ilk otistik fotomodel oldu!

Anlatmaktaki amacım, bunun yayılmasını istiyorum. Çünkü ülkemizde hala otizmin tedavisi yok diye biliniyor. Otizmin tedavisi var; sevgi!

Ayberk’in gelişim videoları;

http://www.youtube.com/watch?v=Oi72ZEv_CIk

http://www.youtube.com/watch?v=T9p945Ef1lk

http://www.youtube.com/watch?v=nxL2n3qPxcU


http://www.youtube.com/watch?v=lJs_Maw_tGI



Zeitgeist Türkiye sayfasından alınmıştır.


16 Şubat 2014 Pazar

Müzik Isteyen :)



 keşke kliptekiler Gerçek Olsa, iyilerin faal olan Olağanüstü yetenekleri Olsa Artık dedirten Parça ...




illa ki izleyin ;)









14 Şubat 2014 Cuma

sevgililer gününe Türk tarihinden bakış


  İnternette gezinirken bulduğum bilgiler bizlerin ne kadar yüzeysel yaşadığımızı ve kültür köklerimiz hakkında ne az şey bildiğimizi bir kez daha hatırlattı.Elbette her tarihçi ya da araştırmacının sunduğu bilgileri sorgusuz kabul etmek zorunda değiliz.Aklını işletebilen her insan gibi bilgileri karşılaştırıp,konuda yetkin görülen diğer araştırmacı ve tarihçilerin görüşleriyle kıyaslayabiliriz.Bu hareketi bizden çok daha yerinde ve bilgece kullanan Atatürk'ün de  tarih köklerimiz hakkındaki araştırmalarına ilerde değinmek isterim...Keşke şu anki tarihçilerimiz,pek çok şeyin akışını değiştirebilecek bu araştırmalara devam edip,gereken değeri verse ve açıklamakta gerekli cesarete sahip olabilse....
   Gelelim ünlü tüketim çılgınlığı yaratan kapitalist bayramı gibi görülen"sevgililer günü"ne.Günümüzde kabaca baktığımızda ilk karşılaştığımız bilgilerse şunlar;
Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktadır. Antik Yunan takvimlerinde, Ocak ayı ortası ile Şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyonayı olarak adlandırılmıştı ve Zeus ile Hera'nın kutsal evliliğine adanmıştı.
Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.
Lupercalia bayramının arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazlı kura çekerek bayram boyunca 'çift' olma alışkanlığı vardı. 469'da Papa bu gayri-Hıristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil azizlerin isimlerini yazılıydı.

İmparator 2. Claudius, Roma’yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma’daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius’un hükümdarlığı zamanında Roma’da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius’un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat’ı Hıristiyan şehitliğine gömüldü.
Aynı zamanlarda Roma’daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı’nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı.Papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı’nın başladığı günü “Aziz Valentine Günü” olarak kutlamaya başladılar.
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş Şubat 14 sevgililerin, âşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika’da Esther Howland’ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok gelişti.
      ***************************************************************************
Bundan sonraki bilgilerse daha eski ve Türk  köklerini  de ilgilendiren bilgiler:
Romalıların Etrüsklerden Almış Oldukları ve Etrüskçe Adı Bilinmeyen “Parentalia” Bayramı Vardı. Dokuz Gün Sürerdi... 13 Şubat-21 Şubat Arası...

Ona Şimdi Sevgililer Günü Deniyor ...
GÜN HAKKINDA İKİ FARKLI GÖRÜŞ VAR ....

Xıdır Nabi Kovut Eleme Töreni. Bu Dilek Süfresinde bunlar vardır Kovut ki İde-Bezerek-Mercimek-Buğday ve ... kovurub ve el deymanliyle un oluniyur ve bu Divan-Luğat-ul-Türk'de kadınların (gün) doğuşdan sonar yediki bir yemek dir.

Bunu dilek dutarak bir yüreki saf yaşlı ve kutsal hanım (Kam gibi) yapıb ve onu dualarla ve bayatılarla yapar orada kaval çalınar (şamanik) ve bunu sadece kadınlar yapar . Unu elemegiçün hamı dilek dutub eliyer sonar erkeklerde sırayla ve tek-tek odaya girib dilek dutub eliyerler. Bu Kavutu bir tabaka koyub ve yanında Kuran-Tesbih- Su - ve Sürme koyarlar ve onu beylece örterler ve odanı bağlarlar ta gece Xıdır gelib ve bu suyla abdest alıb ve gözlerine buradaki sürmedan'dan sürme alıb ve aynaya baxıb ve ... yarın eger bu kavut çatlasa bizim şeherde demişgen Xıdır-Hıdır bereketini bu kavutun üstüne vurmuş ve dilekler Kabul oluyur.

Bunlara benzer Sumer'de Dumzid ve İnana ve şamanizmde Um-ay/Bike hanım vardır . Etrusk'da da vardır ki oradan Avropa'lılara geçmişdir.

Hıdır Nebi Bayramınız Kutlu ve Mutlu Olsun.

Esmail Esmailna - Azerbaycan

XIDIRNEBI TÜRKÜN GELENEK KÖKENİ
http://www.turuz.com/post/xidirnabi-turkun-gelenek-kokeni.aspx?lang=tr

....

Hızır Orucu.


Bir gün Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin hastalanır. Hastalıkları bir türlü geçmez. En son Hz. Fatıma Peygambere gider. durumu anlatır. Hz Muhammed "Kızım niyet edin üç gün oruç tutun." der.

Hz Fatıma eve gelir. Durumu Hz Ali'ye anlatır. Hz Ali'de niyet eder oruçlarına başlarlar. İlk gün orucu açacakları vakit kapı çalar. Hz. Ali kapıyı açar karşısında yoksul bir adam bulur. Adam "Ey Ali! Yoksulum, açım. Allah rızası için yemek istemeye geldim." der. Hz. Ali yemeklerini verir. Oruçlarını su ile açarlar. Ertesi gün oruç vakti tekrar kapı çalar. Hz. Ali kapıyı açar.

Karşısında ufak bir çocuk vardır. Çocuk: "Ya Ali! Açım yetimim varsa yemek istemeye geldim." der. Hz. Ali yemeklerini verir. O günde oruçlarını su ile açarlar. Ertesi gün gene oruç vakti kapı çalar. Bu sefer Hz. Ali karşısında üstü başı perişan bir genç bulur. Genç adam"Ya Ali. Esirim yiyecek ekmeğim yok. Varsa Allah rızası için ekmek istemeye geldim." der. Hz. Ali bu seferde yemeklerini verir. Oruçlarını gene suyla açarlar.

Ertesi gün Hz. Muhammed torunlarını merak eder, ziyarete gelir. Çocukların durumunu sorar. Ardından Hz. Ali'ye "Oruçlarınız nasıl geçti?" der. Hz. Ali "Sana ayandır Ya Resulullah." der. Hz Muhammed " Üç gün boyunca kapınıza gelen Hızır (as) dı. Allah sizin sabrınızı ölçtü." der.

Hızır orucu hakkında diğer bir konuda Hz. Nuh tufanında geçer. Hz. Nuh tufan sırasında geminin kurtulması için kurban keser ve Hz. Hızır'ı çağırır ve gemi kurtulunca üç gün oruç tutacağını söyler. Gemi kurtulup tufan dinince Hz. Nuh üç gün oruç tutar.

İşte biz Alevilerde dar günlerimizde Hızır yetişsin diye, Ehl-i Beyt aşkına, Hızır aşkına, Allah rızası için her Şubat ayının 13-14-15. günlerinde 3 gün Hızır Orucu tutarız. 


https://www.facebook.com/440666246011149/photos/a.440676092676831.1073741826.440666246011149/597459653665140/?type=1&theater

....

"İzmir’deki Alevi köylerinde ölünün ruhuna pişirilen yemekler nevruz günü mezarlıkta toplu olarak yenilir ve bu törende rakı içilir. O gün hazırlanan yemeklerden bir kısmı orada dağıtılır ve buna hak üleştirme denir. Bazı Alevi topluluklarında buna mezar kaldırma da denilmektedir.

O gün mezarlığa götürülen yemeklerden hiç biri eve geri götürülmez. Yiyeceklerin mezar başında yenilmesi aynı zamanda ölülerin de yemesi anlamına geldiğinden, yiyeceklerin geri götürülmesine ölülerin güceneceklerine inanılır. "


http://www.kulturelbellek.com/turk-halk-inanislarinda-olum-sonrasi-uygulamalar/

"Kansız kurban: Her türlü yiyecek, içecek, değerli eşya örnek olarak verilebilir." 

....

The Roman day originally was reckoned from sunrise , as it was in Western Europe before the invention of clocks in the fourteenth century; but later the hours were counted beginning at midnight, as in the modern, Western day.

Curiously , the Roman feast of "appeasing the dead" (placandis Manibus), the PARENTALIA (February 13 to 21 or 22) officially began at the sicth hour - noon- of the Ides, according to Lydus.

This has prompted some scholars to posit for its origin some Etrsucan feast in honor of the dead. 

Diving the Etruscan World by Jean Macintosh Turfa:
http://books.google.com.tr/books?id=0-7IKXex46QC&pg=PA109&lpg=PA109&dq=Parentalia+etruscan&source=bl&ots=EzxFLGkHQs&sig=Wr4UQtqVB7-d2kl6re2IEvWf1js&hl=tr&sa=X&ei=08H9UtzlBubqywPKqoGgDw&ved=0CF4Q6AEwBg#v=onepage&q=Parentalia%20etruscan&f=false

"Parentalia is the name of an Etruscan and Roman festival running from February 13-21 to honor the dead. The first 7 days of Parentalia were for private ancestral rites, but on the final day of the Parentalia there was a public celebration called the Feralia, which Feldherr refers to as "a banquet shared with the dead." He says that at the Feralia, the following offerings are made to the dead: salt, cereals, beans, wine, milk, and violets."

http://oxfordindex.oup.com/search?q=Parentalia
http://www.novaroma.org/nr/Parentalia
....

Türk Boylarında Hızır İnancı:
"Hızır Hızır hız getir,
Var dereden Od getir"

http://www.turuz.info/Kesli%20toplusu-meqale%20mecmuesi/0437-Turk%20Boylarinin%20Inanci%20(Seyitoghlu-Shirali).pdf

_____DİĞER_____

Bugün Tüm Dünya da Sevgililer Günü diye Kutlanan Sasani zamanı Kaşgari Türklerinin Kraliçesi Azize Zeynep’in öldürüldüğü gündür.

Romalılarla Savaşta Kraliçe Zeynep Esir Düşüp Hapsedilir ,ona Gardiyanlık eden ve aşık olup Zeynebi Hapisten kaçıran ve Kaçarken Zeyneple beraber öldürülen Romalı Asker Valentin'in Öldürüldüğü Gündür ve bu yüzden Avrupa da bu güne Valentinsday/Valentinstag (Valentinin Günü ) denir.

Sasani Uygarlığının Asya Sahilini (Selezya) yöneten Azize Zeynep (Leila Zenobia), 14 Şubat 270’de Roma’da, öldürülmeden önce ev hapsinde tutulduğu sarayın balkonunda, yukarıdaki gibi zincire vurulmuş olarak resmedildi. Öldürüldüğü gün, odasında, genç gardiyan Valentin’in ona yazdığı kâğıt parçası bulundu. Kâğıtta “Seni seviyorum Zeynep” yazıyordu.



Ressam Herbert Şmals, tablonun sağ alt köşesinde, gardiyan Valentin’i kraliçe Zeynep’e hayran bakarken resmetmeyi de ihmal etmedi. Kral Claudio, yasağa uymayıp aşık olduğu için gardiyan Valentin’i öldürtecek, sonra da aziz ilan edecekti. Öldürdüğünü aziz ilan etmek, yağmacı batının töresidir!

Sultan Zeynep, kocasından sonra Claudio’nun korsanlarıyla 12 yıl savaştı, Mısır’ı geri aldı, ayrı para bastırdı, Roma’ya vergi vermedi. Romalı yağmacılarla sürekli savaşıyordu. Zor durumda kaldığı bir zaman, ata akrabalarından destek almaya gittiği Pülümür’de (Tunceli’de) esir düştü. Başkenti Palmira’yı yakmamaları koşuluyla oğluyla beraber teslim oldu. Roma’ya götürülürken İstanbul boğazına vardıklarında, oğlu Lalius’u öldürüp denize attılar.

Oğlunun asıl adı Sani-Toros, Atheno Darius, Darius hanedanından Cano idi!

Sani Toros’u öldürdükleri ve kraliçeyi Roma sokaklarında zincirli olarak dolaştırdıkları duyulunca, ilkin Arnavutluk halkı isyan etti. Halkı isyana teşvik ettiği gerekçesiyle esir tutulduğu odada onu öldürdüler. Onun öldürüldüğü haberini duyan tüm Anadolu isyan etti, halk, Romalı tefecilerin bankalarına ve iş yerlerine saldırdı. Roma kralı Claudio, bütün Roma erkeklerine 2 yıl evlilik yasağı koydu ve hepsini Anadolu’yu yerle bir etmeye gönderdi. Krala Zalim denilmesinin nedeni budur.

Leyla Zeynep bir Sasani kraliçesidir. Sasani Uygarlığı (224-651) yağmacı İskender’e isyan ederek Suriye’de kurulmuş olan Selevkos Oğuzlu devletinin devamıdır. İslamiyet Sasaniler döneminde doğmuştur. Bu kültürden Akil Adamların yönettiği Kölemen devletleri, İslamiyet’in yayılması ve Anadolu’nun haçlı Roma saldırılarından korunması sırasında doğmuş devletlerdir. Devamında Şaman Oğulları, Büyük Selçuklu ve Gazneli (Oğuzanalı) gibi Türk devletlerini görürüz.


İtalyan ressamın yaptığı tablodaki semboller:


Arkasındaki duvarda dört atın çektiği Hitit sembolü olarak da bilinen “güneş tanrısı”, Al-Lat/LAT/LAZ vardır; Laz’ın kızıdır. Yani, Azize Zeynep Şamanî’dir, Azize’dir, İsis’tir, Hitit’dir. Ulu Anası’dır; Anadolu’yu Ulu Analar yeri; Anati-uli (Anadolu) yapan analardandır.

2. Artemis gibi, karada ve denizde dört atın çektiği teknede savaşan bir Amazon “süvari”dir; Tarihte Türkler/Oğuzlar, Dor atlarıyla (Dor-t, Tur-si, Turc) denizde de savaşan kavim olarak bilinir.

Zeynep’in başında Kaşgari baş bağı vardır; halen Şiraz, Çamlıhemşin ve Adıyaman’da olduğu gibi.

Belinde, silahları alınmış “dorabuluz” kuşağı vardır; Savaşçı Er-hatune dir, Amazondur.

Kuşağında Sekizli Şems motifi vardır; Karusi, Horasani, Oğuzlu, Şamani, Turani ve Sümerlidir.

Sırtındaki pelerin: Filistin’de halen kullanılmaktadır.

Mahiye Morgül (14.2.2011)

devamı: 
http://www.guncelmeydan.com/pano/sevgililer-gunu-azize-zeynep-in-olduruldugu-gundur-mahiye-morgul-t27498.html

Kraliçe Zenobia
http://tr.wikipedia.org/wiki/Zenobia
http://www.tartoos.com/HomePage/Rtable/castels-in-syria/palmyra/palmyra.htm
http://www.wakra.net/zenobia.htm
http://womenshistory.about.com/od/ancientqueens/a/Zenobia.htm

The Chronicle of Zenobia: The Rebel Queen by Judith Weingarten
http://books.google.com.tr/books?id=Po-HXK6E0oUC&pg=PA161&lpg=PA161&dq=A+guardian+in+love+with+queen+zenobia&source=bl&ots=ckRGtT7wIG&sig=cKBkGozjSW-5pv6xloC9r4ArXBo&hl=tr&sa=X&ei=Ju_9UrHHHMTxhQeyjIGgDw&ved=0CEQQ6AEwAw#v=onepage&q=guardian%20love%20zenobia&f=false

"Ben bir kraliçeyim, ve yaşadığım sürece hüküm süreceğim" - ZENOBİA

________

Valentine’s Day may have become commercialised over the years, but it is believed to have originated from the Roman Empire. In 269AD, Valentine, a priest in Rome, was martyred when the church was enduring great persecution. “In the Roman Empire soldiers were not allowed to marry because the generals wanted them to concentrate on fighting and not on romantic thoughts. Valentine the priest thought it was wrong and so secretly married couples.”

The Marriage of Roman Soldiers (13 B.C.-A.D. 235): Law and Family in the Imperial Army
http://books.google.com.tr/books?hl=tr&id=jyFdUxqYZ48C&q=Valentine#v=onepage&q=forbidden%20marriage&f=false

The Marriage of Soldiers under the Empire:
http://www.jstor.org/discover/10.2307/299633?uid=4&sid=21103448890747

Sevmenin sınırı olmaz - A.Camus


---------------------------------------
Sevene her gün bayram.Sevgiyle kalın....♥


♪♫♪ yeni yeni yepyeni~~~~


Sen beni boşuna hiç
Kalbinin oralara koyma
Kollarını bana sarma
Kalamam oralarda
Sen de gül eğlen
Öyle acıklı konuşma
Hayat ne ki sonuçta
Anlık bir buluşma
Lalala la ben de böyleyim
Lalala la hep de böyleydim
Geçmişe gitmem
Küsüm gözyaşlarıyla
Daha güçlüyüm ben
Hatalarımla
Beni kendi yoluna çağırma
Benim yolum başka
Gittiğim yer başka
Yokuşlarım başka
Karanlıkta yanabilirim
Boşlukta durabilirim
Düşmem ben!
Kanatlarım var ruhumda
Geldiğim gibi gidebilirim
Aşktan vazgeçebilirim
Zincir yok ki benim boynumda
Söz – Müzik : Nil Karaibrahimgil
Düzenleme: Mustafa Ceceli


                                              ♥adı aşk olsun♥



sevene her gün sevgililer günü:)





Bir çiçeği seviyorsan ; bırak var olsun. Sevmek sahip olmak ile ilgili değildir. Sevmek değer vermek ile ilgilidir.
*************

Ve ben seni sevdiğim zaman, Bu şehre yağmurlar yağdı... Ahmet Hamdi Tanpınar

Duymuyor musun? İnsanın insandan aldığı bütün yaraların merhemi insandadır diyorum sana. Edip Cansever

Yol uzun, uzak. Kalbimizden başka pusula da yok gövdemizin cebinde... Sezai Karakoç

Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.. Didem Madak

İnsanların kanatları yok.. İnsanların kanatları, yüreklerinde... -Nazım Hikmet -

♥♥♥sevmek sevilmek bu kadar güzelse,sevgiyi yaratan kim bilir nasıl güzel♥♥♥


♥♥♥AŞKIN ÖNÜNE GEÇİLMESİN ARTIK.VUSLATA EREBİLEN TÜM AŞIKLARIN ANISINA♥♥♥

Özdil yazdı: Bir 14 Şubat hikayesi

Hürriyet yazarı Özdil, 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Mustafa Kemal Atatürk'ün Bulgar aşkı Miti'yi yazdı.


Bugün günlerden 14 şubat. Sevgililer günü. Hürriyet yazarı bugüne özel bir yazı yazdı. Pek de bilinmeyen bir hikayeyi. Mustafa Kemal Atatürk'ün Bulgaristan'ın Sofya kentinde tanıştığı Miti'yi ve yaşadıkları büyük aşkı anlatan Özdil, 'Memlekette her şey kötü gidebilir, tarihin en karanlık, en umutsuz günleri yaşanıyor
olabilir. Acı çekeriz, mücadele ederiz, direniriz, gün gelir illa ki düzelir. Ama o kızı
kaybedersen... Senin için hayatın boyunca hiçbir şey asla düzelmez. Git, tut elinden.' diye yazdı.

İŞTE PAYLAŞIM REKORU KIRACAK O YAZI

Sevgili
Zımba gibi delikanlı.
Sofya’da o sırada.
Görev icabı.
Henüz yeni taşınmış, pek arkadaşı yok, Bulgaria pastanesine tek başına oturuyor, etrafı
tanımaya çalışıyor, akşamları operaya filan gidiyordu. Gene böyle bir şubat günü...
Şehir Kulübü’ne davet edildi. İşte orada tanıştılar. Adı, Dimitrina’ydı. Kısaca, Miti
diyorlardı. Çok güzeldi. İsviçre’de müzik eğitimi görmüştü, üç lisan biliyordu.
Sosyetenin en gözde bekârıydı. E fonda da Mavi Tuna valsi çalıyordu. Bizimki hiç
tereddüt etmedi, salonu ortadan kılıçla ikiye böler gibi yürüdü, yanına gitti, bu dansı
bana lütfeder misiniz dedi. Şimşekler çakan kıskanç bakışlar eşliğinde, piste çıktılar.

İLK GÖRÜŞTE AŞK
Herkes mırıl mırıl onlar hakkında konuşuyor, onlar ise hiç konuşmuyor, birbirlerine
gülümseyen gözlerle bakarak, dans ediyorlardı. İlk görüşte aşk derler ya, öyle olmuştu.
Ertesi gün... Bizzat Miti’nin annesi tarafından, evlerine, çaya davet edildi bizimki... Bu
davet, gençlerin görüşmesine resmi izin manasına geliyordu. Buluşmaya başladılar.
Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı. Önce
dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar... Çünkü, Miti’nin babası Bulgar Çarı’nın has
adamlarındandı, savaş kahramanı generaldi, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir
adamın kızıyla, bir Türk, olacak iş değildi. Bizimkinin ise, umurunda bile değildi. Askeri
Kulüp’te tertiplenen baloda denk getirdi, inadına, Çar’ın önünde dans etti Miti’yle... Ele
güne meydan okudu. Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi bile, evet
dedi. Gel gör ki, iki gönül bir olmuştu ama, general seyran olmamıştı. Mahalle baskısı,
dayanılacak gibi değildi. Aldı bizimkini karşısına, bu evlilik mümkün değil, bundan
sonra kızımla görüşmezseniz iyi olur dedi. Dünya, bizimkinin başına yıkıldı. 

BİZİMKİ NİŞANI DUYDU DAHA DA YIKILDI

Haftası geçmeden, Miti’yi apar topar bir başkasıyla, bir mühendisle nişanladılar. Bizimki nişanı
duydu, daha fena yıkıldı. Zaten görev süresi de bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları,
İstanbul’a döndü. Halbuki, nişan mişan yoktu. Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş,
parmağına zorla takılan yüzüğü fırlatıp atmıştı.
*
Maalesef, bizimkinin bundan haberi yoktu.
*
ÖMRÜ BOYUNCA YAPTIĞI TEK HATAYDI
Ömrü boyunca yaptığı...
Tek hataydı.
*
Kızı alıp, gitmeliydi.
Yapamadı.
*
Miti’den sonra, hayatına 19 kadın daha girdi. Nafile.
Asla mutlu olamadı. Asla.
Unutamadı.

Hatta, seneler sonra, Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet
ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da” dedi...
“Bir kız sevdim ama, bana vermediler...”
*
Kırık bir kalple yaşadı.
Yalnız bir kalple rahmetli oldu.

MİTİ 30 YAŞINA KADAR BEKLEDİ
*
Miti desen... 18 yaşındaydı, 30 yaşına kadar bekledi. Ha bugün bir mektup gelir, ha
yarın kendisi çıkagelir, bekledi, evlenmedi. Maalesef gelmedi. Ailesinin artık yeter
baskısıyla, bir avukatla evlenmeyi kabul etti. Saygılı ama, sevgisiz bir evlilikti. İki kızı
oldu. Kalbindeki boşluğu evlatlarıyla doldurmaya gayret etti. Taa ki, 1966’nın 7
Ağustos gecesine kadar... Ağır hastaydı, zor konuşuyordu, başında bekleyen kız kardeşi
Olga’ya mırıldandı. “Biliyor musun” dedi, “rüyamda onu gördüm, galiba nihayet
Mustafa Kemal’e kavuşuyorum...”
*
Kapattı gözlerini.
Nihayet kavuşmuşlardı.
*
Ve, gene öyle bir Şubat...
Bugün Sevgililer Günü.
*
Memlekette her şey kötü gidebilir, tarihin en karanlık, en umutsuz günleri yaşanıyor
olabilir. Acı çekeriz, mücadele ederiz, direniriz, gün gelir illa ki düzelir. Ama o kızı
kaybedersen... Senin için hayatın boyunca hiçbir şey asla düzelmez. Git, tut elinden.