29 Mayıs 2013 Çarşamba

♫♪♫~~hala sana şarkılar yazan kalemim elime küser inşallah/bu şehri yaşanmaz kıldın ya bana/uykuna huzur vermesin Allah~~♫♪♫~


birileri birilerinin canının fena yakmış...ve harika bir ezgiyle dile gelmiş acılar..Kıraç yine pek güzel söylemiş....bu kadar olumsuz duayı duyup da hoşlanmak olur mu dedim ama oldu,Allah affetsin:)umarım herkesin birbiri için iyi dileklerde bulunacağı günleri torunlarımız görür...

söz-müzik:Aysuda Ülkü Zeren.



                           ~~♫♪♫kapatın gözleri♪♫♪~~















        yüz kaslarınız üvey evlat mı? :)


   evet seneler önce televizyonda doğu kökenli bir hanım yüzünü garip şekillere sokarak yüzdeki kasları canlandırdığını ve tıpkı bacak,kol,karın kaslarımız gibi yüzümüzdeki kasların da bu çalışmalara ihtiyacı olduğunu söylemişti..yüz yogası denen şeyi ilk o zaman duymuş ve illa yapmak istemiştim..internette yaptığım aramalar filan da maalesef boşa çıkmıştı,o bayanın bununla ilgili kitabını hiçbir yerde bulamamıştım..nitekim ismini almaya yetişememiştim..ama şimdi bilgiler şelale:)) hadi kremlerle,botokslarla ayakta tutacağız diye uğraştığımız yüzümüzü de yogayla canlandıralım:)ben de sizlerle birlikte yeni başlamış olacağım...sonuçlar 6 ay sonra ortaya çıkmaya başlar sanırım..değmez miyiz?bence hem bedava,hem dinlendirici,hem de kalıcı olduğu için değer..denemek de fayda var:)kolay gelsiin:)

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre botoks bitti. Günümüzün güzellik trendi Yüz Yogası oldu.
Yüz Yogası18 AYRI YÜZ HAREKETİ
İngiltere’de botoks yaptırmaktan kaçınan kadınlar yüz kaslarını harekete geçiren egzersizleri tekrarlayarak kırışıklarından kurtuluyor. İngiltere’nin ilk “yüz yogası” eğitmeni Julia Anastasiou, saati 65 sterlinden 20 dakikalık bir programı öğretiyor.
Julia, haftada altı kez uygulanacak 18 ayrı yüz hareketinin sadece yedi gün içinde sonuç verebileceğini söylüyor.
Yöntemi Hollywood aktrisleri Jennifer Aniston ve Gweneth Paltrow’un da uyguladığı söyleniyor.
Önemli Hareketler :
Yüz Yogası
1 Parmaklarınızla ‘C’ şeklinde yaparak gözlerinizin altına ve kaş üstüne getirin. Gözlerinizi açabildiğiniz kadar açın, bu esnada parmaklarınızla onar saniye baskı uygulayın. Üç kez tekrarlayın.
Yüz Yogası
2. İşaret ve orta parmaklarınızı ‘V’ şekline getirin. İşaret parmakları ile kaşınızın başlangıç noktasına orta parmaklar ile kaşın bitiş noktasına onar saniye baskı oluşturun bu hareket esnasında yukarıya doğru bakın. Altı kez tekrarlayıp on saniye gözleri kuvvetlice sıkarak kapatarak bitirin.
 Yüz Yogası
3. Yüzük parmaklarınızla kaşlarınızın başlangıç noktasından itibaren göz çevresinde hafif dokunuşlar yapın kaş bitiminde geriye doğru hareketi tekrarlayın. Dört kez tekrarlayın.
Yüz Yogası
4. Yanaklarınızı şişirebildiğinizce şişirin bu esnada dudaklarınızı büzün. Ellerinizle yanaklarınıza 30 saniye boyunca hafif dokunuşlar yapın.

5. Boynunuzu eğerek boynunuza masaj yapın. Ardından başınızı öne doğru eğin çenenizi köprücük kemiğinize değdirmeye çalışın.

6. Dudaklarınızı sırayla şişirin ve üfleyerek havayı boşaltın. Her yanak için 30 saniye.

7. Baş parmaklarınızı çene altına yerleştirin. Çeneden başlayarak kulağa kadar küçük çimdikler yapın. Kulak memesine ulaştığınızda hafifçe çenenize doğru çekin. Üç kez tekrarlayın.

8. Başınızı arkaya doğru eğerek yukarıya doğru öpücük atın. Bu halde derin nefes alıp verin ve iki kez tekrarlayın.

9. Yavaş hareketlerle parmaklarınızı tüm yüzünüzde gezdirin. Avuç içlerinizi birbirine sürterek ısınması sağlayın ve gözlerinizi avuç içleri ile kapatın. Derin bir nefes alarak yüz kaslarınızın gevşemesini bekleyin
******************************************

önemli bir not:kendim de bir pilates mat eğitmeni olarak,özellikle boyun problemi,fıtığı,vertigosu olan veya 60 yaşından sonraki hanımlara,boynu arkaya atma hareketini yapmamalarını  yada en hafif şekilde yapmalarını öneririm...



yasmin sayesinde bulduğum önemli bir linki paylaşmak da lazım..ilgileniyorsanız illa bakınız:)

27 Mayıs 2013 Pazartesi

              ♪♫♫♪biraz ordan biraz burdan♫♪♫













                    yeME




bir hatırlayalım neler yiyoruz..


MSG NEDİR?…
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor.
Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.

MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin.
Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)

Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı)
Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.

Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS’lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, Et suyu tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaet devleri
insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,
çok daha büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda
sunulur. Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça
rastlarsınız. Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de
beyinlerimize kazınır adeta. Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu
ürünleri çok pahalıya tükettiğimizi görürüz. Mesela Cips.
Semt pazarlarında 3 kg. patatesi 1 ytl.ye alabilirsiniz. Oysa ki 50
gram CİPS 1 liradır. Yani 1 kg. Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında
bile değiliz. Olumsuz etkileri de cabası. Ya bu
mamulleri üretenler !….
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacakolursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan
çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler,
çeşitli nedenlerle engelli doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12′sine
çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar.
Hastalıkları üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler. Bu da
madalyonun diğer karlı yüzüdür.
Karbondioksitli meşrubatlardan, sakıncalı hazır gıdalara varana kadar
bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun ciddiyetini
anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından, yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.

Kaynak: Msg nedir zararları nelerdir msg’nin açılımı MONO SODYUM GLUTAMAT
-günümüzde artık bu isimle paketlerin üstüne yazılmayacağı ve çin tuzu olarak geçeceği söyleniyor..adı değişince daha kolay yiyeceğiz demek....

-AYRICA KORUYUCU MADDELERİN NE ORANDA BİZE YEDİRİLDİĞİNİ DE BİLEMİYORUZ.BİR BAKIN HELE......
YOĞURT ve SOLİTİN
ve Korkunç Gerçek


ESKIDEN HALIS SUTTEN YAPILMIS YOGURT, IKIGUNDE EKSIME YAPARDI. SIMDI BIR AY DAYANIYOR. MEGER SEBEBI VARMIS.

(SOLiTiN)

OKUYUN VE ULKE SAGLIGININ KORUNMASI ICIN GEREGINI YAPIN.

DÜNYA,KÖTÜLÜK YAPANLAR YÜZÜNDEN DEĞİL, YAPILAN KÖTÜLÜĞE KARŞI MÜCADELE
ETMEYENLER YÜZÜNDEN KÖTÜLEŞİYOR!

Bu kadarına da pes artık, gıda firmaları birkaç kuruş için hayatlarımızı hiçe sayıyor ve halkımızı bu yönde bilinçlendiren bilimadamlarımızı tehdit etmeye kadar işi vardırdılar.

Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd.Gönül Özdeğer ve iki asistanı
SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları dolayısı ile ölüm tehditleri aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç duyurusunda bulundular.

SOLİTİN aslında gıdalarda hiç bulunmaması gereken tamamen kimyasal bir ajan
hatta basit olarak melaminimsi bir plastik,sütlere,yoğurt ve ayranlara ve sütün
girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül su ile inanılmaz şekildebağlanarak kıvam arttırıyor,bu hem imalat procesleri açısından zaman Kazandırıyor,hem gıda doğallığını kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyorve firmaların stoklu çalışmasını sağlıyor,hem maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların rekabet gücünü arttırıyor.

Çocuklarınıza beş kuruşa,yirmi kuruşa,elli kuruşa gofret,çikolata ve süt ürünleri alabilmemiz,evlerimize çeşit çeşit peynir,yoğurt,hazır sütlü tatlı vs girebilmesi hep bu yüzden.

SOLİTİN bir tricalcid bileşiği yani doğada en bol ve bedava bulabileceğiniz türden, tebeşir gibi,alçı taşı gibi,oysa bu bileşik böbreklerden atılırken renal tubuluslardaki glomerüllerde birikiyor ve filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor,ve sonuç böbrek yetmezliğine kadar uzanan böbrek rahatsızlıkları serum üre ve kraetinin düzeylerinde artış ve bunun getirdiği devamlı yorgunluk hali, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları ve hatta ciddi mental bozukluklar yaratıyor.

Almanya Solingen üniversitesi Pskyatri bölümünce 2009 da 21.Europe Pscyhatry Society için hazırlanan bildirgede Şizofreni ve SOLİTİN kullanımı arasında ilişkiler olması muhtemel olduğu, Özellikle Paranoid Şizofreni vakalarında kanda tricalciophospate bileşiklerinin normalden 16 kat yüksek olduğu belirtilmesine rağmen bildirge nedense Kongrede sunum için kabul edilmedi.

Üretici firmalar SOLİTİN'i hiç bir şekilde ürün etiketlerinde bildirmiyor,aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de bir kaç basit deney ile anlayabiliriz,eğer bu yönde bir şüphe oluşursa derhal bulunduğunuz il Hıfsızsıhha Md.ile ilişkiye geçerek şüpheli gıdanın test edilmesini talep ediniz,bu şekilde binlerce hatta yüzbinlerce insanın
sağlığını kurtarabilirsiniz,çevrenize baktığınızda ne kadar çok dializ merkezi ve böbrek hastası olduğunu siz de görüyorsunuz bu artışın sebebi bazı ahlaksız firmaların kar hırsından başka bir şey değil.

Aldığınız sıvı ürünler (süt,ayran,çikolatalı süt vs) için şu yolu zleyebilirsiniz bir metal'i (çatal,kaşık vs) el yakacak düzeyde ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalama hareketi yapın,metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.

Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suyabatırın eğer sirkeli suyun üzerinde kalan beyazımsı bir tabaka görürseniz o üründe SOLİTİNvar demektir.

Çikolata,gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın,eğer kırığın her iki tarafın da süt beyazı noktalar varsa o üründe de SOLİTİN vardır.

Sağlığımız için,geleceğimiz için,çocuklarımız ve sevdiklerimiz için bu bilgileri bütün çevremize yayalım ve toplumsal olarak tepkimizi ortaya koyarak AB Normlarında olmayan bu katkı maddesinin üretici firmalar tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim.


--------------------
GDO

Genetiği değiştirilmiş gıdalar, laboratuvar ortamında diğer bitkiler, hayvanlar, virüsler ya da bakterilerden alınan genlerle DNA'sı değiştirilen bitki ya da et ürünleri olarak tanımlanıyor. 

Genetik mühendislik teknikleri, bitkilerin haşerelere ve ot öldürücülere karşı korunması, besleyici değerinin artırılması ve raf ömrünün uzatılması için kullanılıyor.

Çin, 1992'de virüslere karşı dirençli tütünün ticaretine izin verin ilk ülke oldu.

Genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerinin satışına ise ilk kez 1994'te ABD'de izin verildi. ABD'de piyasa çıkan ilk genetiği değiştirilmiş ürün, raf ömrü uzatılmış domates oldu. Avrupa'da ticaretine izin verilen ilk genetiği değiştirilmiş ürün ise herbisite dirençli tütün oldu. 2000 yılında bilim adamları ilk kez besleyiciliğini artırmak için A vitamini ekledikleri genetiği değiştirilen pirinç üretti.

En yaygın olarak üretilen genetiği değiştirilmiş bitkiler; soya fasulyesi, şeker pancarı, mısır, domates, patates ve pirinç.

ABD'de üretilen pamuğun yüzde 94'ü ve yağ üretiminde kullanılan kanola bitkisinin ise yüzde 90'ı genetik değişime uğratılmış.

En çok kullanılan genetik değişime uğratılmış et ürünü ise, somon balığı.

ISAAA'ya göre 29 ülkede 25 milyondan fazla çiftçi, genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanarak tarım yapıyor. Bu çiftçilerin 6,5 milyonu Çin'de, 6,3 milyonu ise Hindistan'da yaşıyor.

-------
GDO’lu yemle beslenen hayvanlardan elde edilen süt, peynir, yumurta, et gibi temel besinler ne yazık ki doğrudan soframıza geliyor. Üstelik etimizin, sütümüzün, yumurtalarımızın etiketlerinde hayvanların GDO’lu yem ile beslenmiş olduğuna dair hiçbir uyarı yok.
GDO, dünyamız ve canlılar üzerinde yapılan tehlikeli bir deney. GDO'lar insan sağlığı ve çevreye ciddi zararlar verebilir.
Halkımızın tercih hakkı da, güvenle beslenme hakkı da elinden alınıyor. Üstelik bu durum yasalara da aykırı. Çünkü yasa, tüketicilerin tercih hakkının ortadan kalktığı durumlarda GDO’ların ithalatına izin verilmeyeceğini söyler.
325 binden fazla kişi "Yemezler" kampanyasına katılıp, TGDF'nin 29 adet gıda amaçlı GDO için ithalat başvurusunu geri çekmesini sağlamıştı. Şimdi de aynı başarıyı elde edebiliriz. Yapmamız gereken bir araya gelip, isteğimizi dile getirmek.

Şimdi sen de yandaki formu doldurarak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'den bu ürünlerin etiketlenmesi için gerekenlerin yapılmasını iste. GDO'lara dur diyelim.

♪♫♫~~oy dilsizim,oy gülmezim,yağmur yüreklim/oy çiçek bakışlı yarim,rüzgarım benim~~♫♪♫




24 Mayıs 2013 Cuma

kahve köpüğünde sanat


 26 yaşındaki Japon sanatçı Kazuki Yamamoto kürdan kullanarak 3 boyutlu harikalar yapıyor kahve ve latte köpükleriyle..seyretmekten içmeye kıyılmaz ama biz yine de bulsak içeriz ;)




























































         gündüz iyi gider:)~~~~♫♪♫♪♫~~~~




22 Mayıs 2013 Çarşamba

                               tangosu gelenlere:))




                                           sadece güzel










Samsun'da Türk bayrağı şeklindeki bina açılışa hazır






Türk bayrağı şeklinde bina


Samsun'da Canik Belediyesi'nin Türk bayrağını simgeleyen yeni hizmet binası dikkati çekiyor.
geniş bilgi için basına başvurabilirsiniz:)ben bir tane adres vereyim:)

21 Mayıs 2013 Salı


                           YAYDAN ÇIKAN OK GİBİ


Bir kadın,komşularından birisi hakkında
bir dedikoduyu yayıp duruyordu.
Birkaç gün içinde

bütün köy dedikoduyu duydu.
Dedikodunun kurbanı,
derinden yaralandı ve incindi.
Dedikoducu kadın
daha sonra yaptığından pişman oldu
ve çok üzüldü.
Hatasını nasıl tamir edebileceğini sormak için
bilgeye gitti.
"Pazara git."dedi bilge.
"Bir tavuk al ve onu kestir.
Eve dönerken tüylerini yol
ve yol boyunca yere at."
Nasihatın garipliğine şaşırsa da,
denileni yaptı kadın.
Ertesi gün
bilge bu defa şu tavsiyede bulundu:
"Şimdi git ve dün attığın bütün o tüyleri topla
ve bana getir."
Kadın aynı yolu izledi,
ama umutsuzluk ve korku içinde gördü ki,
rüzgar bütün tüyleri uçurup götürmüştü.
Saatler süren arayışın sonunda
elinde sadece birkaç tüyle dönebildi.
"Görüyorsun."
dedi yaşlı bilge.
"Onları yere atmak mümkün,
ama geri toplamak imkansız.
Dedikodu da öyle.
Dedikodu yapmak ne kadar kolaysa,
dedikoduyla işlediğin hatayı
telafi etmen de o kadar zordur."

ÇARŞAFIN KÖKENİ


Türk kadınına islam adıyla yobazlar tarafından dayatılan kara çarşafın kökeni ;
Uzun yıllardır tartışılagelen, özellikle son yıllarda gündemden düşmeyen, siyasi çekişmelerin vazgeçilmez parçası olan kara çarşaf nereden geliyor? Kökeni neresi, nereden gelmiştir, kim tarafından yasaklanmıştır? Gerçekten biliyor muyuz? İslâmiyet'e mâl edilmek istenen ve İslâm dinine giydirilmek istenen kara çarşaf'ın kökeni!..
Muteber kaynaklarda ne Hazreti Muhammed'in hanımlarının, ne de Eshab-ı kiramın hanımlarının çarşaf giydiklerine dair bir vesika (kayıt) yoktur. Din kitaplarında da kadına nafaka olarak verilmesi gereken elbiseler bildirilmiş, hiç birisinde çarşaftan bahsedilmemiştir.

Peki çarşaf Türkiye'ye ne zaman girdi?

Çarşaf Türkiye'ye Tanzimat döneminde hacca gidenler tarafından, İranlılardan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid'at denilen çarşaf, 1870'te yaygınlaşmıştır. Daha sonra II. Abdülhamid han, 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirname ile çarşaf giyilmesini yasaklamıştır. (İslam Ansiklopedisi Diyanet Vakfı)
Kökeni neresi?

1913'de Balkan muhacirleri, Rumeli'nde Yahudi ve Ortodoks kadınlarının giydikleri siyah çarşaf ile gelmişlerdi. Zamanla bu İstanbul'a yayıldı. (Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü)


"Su uyur,düşman uyumaz" atasözümüzün anlamı nedir?


-Acaba doğru mu kullanıyoruz?
•Hayır!
•Doğrusu; "Sû uyur,düşman uyumaz"dır.
•Sû Selçuklularda "Asker" demektir.
•Yani atasözünün gerçek anlamı:"Asker uyur,düşman uyumaz"dır.



                          19 mayısı kutlarken






 Bu sene farklı bir şekilde kutlayalım günümüzü dedik..aslında okullarda düzenlenen klasik anma törenlerinden daha coşkulu kutlanacağına emin olduğum meydanlardaki toplantı ve yürüyüşlere gitmeyi düşünüyordum. 


baksanıza ne muhteşem bir yürüyüş olmuş ♥

Ama kızımın genç kanatlara üyeliği sayesinde öğrendiğimiz jet festivaline gitmeye karar verdik.bir kaç arkadaşa da söyledik.sağolsun yasminim de gelecekti...nitekim buluştuk karainde...aslında o büyük kalabalığın da en çok merak ettiği şey Ali İsmet Öztürk'ün yapacağı hava akrobasisiydi....saygı duruşu ve istiklal marşımızla açılan festivalde o saate kadar pek çok çeşitli modeldeki minik uçakların gösterilerine mest olduk...






bazı yer pilotları gerçekten heyecanlandırdı...arada bir de daha iyi bir organizasyon beklentimizden dem vurmadık değil...bunca insan,çocuklar,bebekler hep ayakta...belediye tarafından gölgelikle verilmiş oturma alanı az ve zaten orda oturursanız gösteriyi göremezsiniz...stadyumlardaki gibi kademeli bir sistem bekleyişimiz biraz abartı mı oldu acaba??çünki maalesef gösterileri sunan spikerimizin sesini de tüm alandan duymanız imkansızdı. 2 adet hoparlör bile çok görülmüştü...konuşma bölgesine yakın olursanız hangardan çıkan ve bekleyenleri kaçırıyorsunuz,ya da tüm açıklama ve bilgileri..seçim sizin:( ..


zar zor bazı pilotlar ve uçakları hakkında birşeyler duyduk...en ilginci 8 yaşında kendi uçağını yapıp hala bu işle uğraşan genç bir pilottu...

uçakların hızları 300-400 km.kadardı! önünüzden geçtiklerinde gerçek bir uçak gibi titretiyor sizi :)...


















kullandıkları gerçek uçak yakıtının dumanından da gerçekten rahatsız oluyorsunuz:)olsun bence havada yere bir kaç santim kalana değin diklemesine asılı duran ve yeri göğü yıkan bir uçak için değer:)













bu da bizi bir ufo gibi sürekli izleyip,kayda alan örümceğimiz:)














arada yapılan paraşüt ve paramotor gösterileri de vardı...buraya kadar her şey normaldi...














ta ki harika bir leylek sürüsünün üstümüzden geçmeye başladığı 
ana kadar....ben gösteri yapan pilotun daha alçalarak bu geçişi 
bekleyeceğini düşünürken,yaramaz ve düşüncesiz bir çocuk gibi sürünün içine dalan uçakla şok olduk...üstelik seyirciye hava atmak için  1 kere filan değil.defalarca,sürü darmadağın olana dek uğraştı.....#...etrafta bilinçsizlik diz boyu...insanlar buna gülüyordu düşünebiliyor musunuz???hem de ne gevrek şekilde...resmen hayvanlar taciz ediliyor diye gülen insanlar vardı ve pilota da dur diyen olmadı...sunucunun da bu umursamaz hatta destekler tavrını kınıyorum...önümüzde oturan ve bu uçaklarla ilgili bir camiadan olan gevrekçe gülen insanlara dayanamayan yasmin "resmen hayvanları taciz ediyor.bunun  nesi komik,neye gülünüyor?"diye yüksek sesle bir kaç defa söylenmesinden olsa gerek tavırlarını  değiştirdi......ama ne fayda..dağılan sürü dakikalarca toplanamadı...toplandı ve ne tarafa gideceklerine karar veremedi....bir kez daha gördük ki bu toplum eğitimde her daim sınıfta kalmaya layık...öğretebilirsiniz bir şeyleri...harika fizikçi veya kimyacı bile olunur ama insan olma ve kişilik eğitimimiz sıfır....
     Sürünün nihayet bir tarafta karar kılıp uzaklaşmasıyla gösteriye döndürdük gözlerimizi ama o son pilotu alkışlamadan....sonrasında yine devam eden festival,sıcakla birlikte ağır gelmeye başlayacaktı ki nihayet akrobasi gösterisinin başlayacağı saate gelindi ve bir anons:"pilotumuzun en yakın arkadaşı ve birlikte uçuş yaptığı,Türkiyenin sayılı akrobasi pilotlarından,kendisiyle de aynı soyadını paylaşan Murat Öztürk,Adana'da yaptığı 19 mayıs kutlamalarındaki gösteri uçuşunda hayatını kaybetmiştir...Ali İsmet bey gösterisini yapamayacaktır.son bir kez saygı uçuşunda bulunmak için havalanıp,inecektir...."....koca meydan sustu....gerçekten o anda bizler bile donduk kaldık.ölüm her insanı dize getiren tek gerçek galiba..insan kendi yakın arkadaşlarını ve onlardan birini kaybedebileceğini düşünüyor o an....ve öyle bir zamanda nasıl uçabilirsin ki....ne yapabilirsin ki???...pilotumuz uçağından bize şöyle seslendi:"söyleyecek birşey yok. yapmam gerekeni yapıyorum"....
ve havaya arkadaşı için kocaman bir kalp çizdi...indi.....festival bitmişti...durgun bir halde evlerimize yollandık....bize bugünleri armağan eden Atamıza ve kaybettiğimiz pilotumuza fatihalarımızı yolladık......