10 Kasım 2014 Pazartesi

İNSAN ÖLÜR,YAPTIKLARI,FİKİRLERİ ÖLMEZ




  Her dönemde iyi işler yapanlar sevgiyle anılır,insanları,doğayı,yaratılmışları incitenlerse örtülü,örtüsüz lanetlerle....O da sistemin bir parçasıydı deyip nötr kalabilenler azınlıktadır...Bazı insanlara ise kayıtsız kalabilmek mümkün değil.Soy,ırk,din,dil ortaklığına bakmadan aklına,insanlığına,yaptıklarına hayranlıklarını gizleyemez dünya insanlığı..Bir tek cebine,nefsine,çarkına dokunanlar sevmez böyle tip insanları..Onlar da sevmesin zaten,zira hem iyilik hem kötülük barındıran insanoğlu hem iyi hem kötü tarafta yer alamaz...Seçimlerimizdir bizi iyi ya da kötü yapan...Kötülük yapanlarsa sevgiyle anılmaz...O seçimleriyle bir milleti bir bataktan çekip çıkardı..Evet yalnız değildi,pek çok kahraman gönüllü insan vardı peşinde...Tüm  bu güzel insanların böyle bir öndere ihtiyacı vardı ve Rab seslerini duymuş,bir hediye yollamıştı Türk'e...Silinmesi imkansız izler bıraktı gitti...

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ 'NİN HİKAYESİ !
BİLİYOR MUYDUNUZ ?

Yıl 1925.
Birinci Dünya Savaşı’nın arkasından İstiklal Mücadelesini vermiş bir ülke; Türkiye.
Bozkırın ortasında bir başkent; Ankara...
Oysa Atatürk Yeşili o kadar seviyor ki, Afet İnan’ın anlatımıyla; Köşk için Çankaya’yı seçmesinde etken, birkaç büyük karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması.
Karakavak ve söğütler yetmiyor ona. O istiyor ki, İstiklal mücadelesini yürütülmesine ev sahipliği yapmış bu mağrur kent yemyeşil olsun. Halkın rahatlıkla gezebileceği, nefes alacağı bir cennet yaratılsın.
Ülkenin tanınmış tarımcılarını köşke çağırıyor. Amaç; Ankara civarında kurmak istediği cennet için uygun arazinin seçilmesi. Tarımcılara Ankara civarında modern bir çiftlik kurmak istediğini ve buna uygun arazi bulunması gerektiğini söylüyor. Oysa onlar çiftlik yeri için uzun boylu araştırmalar yapmaya gerek görmüyor çünkü Ankara o devirde 'Bozkırın ortasında bir ortaçağ şehri’.
Bu kanaatlerini Atatürk’e bildirdikleri zaman ise o eliyle bu günkü Atatürk Orman Çiftliği’nin arazisini gösteriyor ve 'burayı gezdiniz mi?’ diye soruyor. Tarımcılar şaşırıyorlar. Gösterilen arazi bataklık, çorak, fakir... Bir çiftlik kurulması için gereken hiçbir özelliği taşımıyor.
Atatürk’ün cevabı basit oluyor; "İşte istediğim yer böyle olmalıdır. Burayı biz ıslah etmezsek kim gelip ıslah edecek?"
Çağırılan tarım uzmanları şaşkınlıkla Atatürk’ün onları aslında en iyi değil en kötü toprak raporunu alabilmek için çağırdığını fark ediyorlar. Şaşıranlar sadece onlar olmuyor. Yer belirlendikten sonra arazinin verim durumu hakkında görüş istenen diğer yerli ve yabancı uzmanlar da bu topraklar üzerinde herhangi bir tarım faaliyetinin yapılamayacağını iddia ediyorlar. Hatta Tarım Bakanlığı uzmanlarından Schmit hazırladığı raporda, "Bu öyle bir teşebbüstür ki, elverişsiz toprak ve iklim koşulları altında burada ya sabır tükenir, yahut ta para" yorumunu yapıyor.
Verilen olumsuz raporlar ve yapılan yorumlar onu fikrinden vazgeçirmeye yetmiyor ve Gazi Orman Çiftliği’ni kurmak üzere derhal çalışmalara başlanılması emrini veriyor.
**ARAZİYİ KENDİ PARASIYLA ALDI**
İlk iş olarak da tarım uzmanlarına eliyle işaret ederek gösterdiği batak arazi, çiftlik idare merkezi, parklar ve sebze bahçelerinin üzerine inşa edilmesi için, Merhum Abidin Paşa’nın eşi Faika Hanım’dan yüksek bir fiyatla satın alınıyor. Gerekli para da Atatürk’ün kendi aylığından taksitlerle temin ediliyor. Atatürk’ün ödediği bu yüksek fiyat diğer arazi sahiplerini de teşvik ediyor. Bu şekilde Etimesgut, Balgat, Çakırlar, Güvercinlik, Macun, Tahar ve Yağmur Baba çiftlikleri de satın alınıyor.
Hemen çalışmalara başlanıyor. Çiftliğin kurulmasındaki her aşamada Atatürk’ün kendisi de bizzat çalışıyor. Terini toprağa akıtıyor. Çalışmalar normalden çok daha kısa bir süre içinde bitiyor.
Atatürk, Bozkırın ortasındaki bir ortaçağ şehrinden modern bir başkent; bataklık, çorak, ot bile yetişmez denilen bir araziden ise insan elinden çıkma bir cennet yaratıyor.
Son olarak da diğer çiftlikleri ile birlikte Atatürk Orman Çiftliği’ni çok sevdiği milletine hediye ediyor. Çünkü o milletini çok seviyor ve bu bağış için endişe edilecek herhangi bir konu kalmadığını düşünüyor.
(Resim Gazi orman çiftliği. Ankara 1936)

-------------------------------------------
"Ağaçsız orman ve ağaçsız toprak vatan değildir. Eğer vatan denen şey kupkuru dallardan, taşlardan, ekilmemiş alanlardan, çıplak ovalardan, kentlerden, köylerden oluşmuş olsaydı onun zindandan hiçbir farkı olmazdı"
"Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir. Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki kör insan bile yeşillikler arasında olduğunu fark etsin..... Son arzum yeşillik ve ağaçtır. Fakat yaz ve kış yeşil olan ağaçlar arasında olmaktır. Son arzum, vasiyetim gerek ziraat ve gerek memleketin servet ve sıhhat-i umumiyesi nokta-yı nazarından ehemiyet-i muhakkak olan ormanlarımızı da asrî tedavi ile üst seviyede bulundurmak, temsil etmek ve azamî ifade ile temin etmek esas düsturlarımızdan biridir."
Kemal Ataturk
----------------------------------------------
ATATURK VE KOYLU KADIN
Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.
-Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
-”Merhaba” dedi.
-”Nereden gelip nereye gidiyorsun?” Kadın şöyle bir duraklayıp,
-”Neden sordun ki”, dedi. “Buraların saabısı mısın?
Yoksa bekçisimi?”
Paşa gülümsedi.
-"Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar
Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir.
Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?” Kadın başını salladı.
-Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey,
otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
-Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da....
Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü.Memleketi gavurdan kurtaran kişiyibir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum.Rüyalarıma girdi Gazi Paşa.Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldıAngaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimdenişte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
-Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?
Kadını birden yüzü sertleşti.
-Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı.Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek.
Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de GaziPaşayı bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu,çok duygulandığı her halinden belliydi.
Bana dönerek, Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır...
Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim.
Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen,
seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü.
Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.
İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı.
Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü.
Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı.
Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri.
Bunu Atatürk'e uzattı;
-Tek ineğimiN sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
-Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.

----------------------------
Dünya basını arkasından neler söyledi?
AFGANİSTAN
O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.
Emanullah HAN
Afgan Kralı

ARNAVUTLUK
Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye’nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir.
Stipsi Gazetesi

AVUSTURYA
Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı.
Neue Freie Presse, Viyana
————————
Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez.
KRIPPEL
Avusturyalı Heykelci

BELÇİKA
Atatürk, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.
Kopenhag-Nasyonal Tidende
————————
Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk’tür.
Libre Belgique gazetesi

BULGARİSTAN
Hiçbir memleket, yeni Türkiye’nin Ata’sı tarafından başarılan kadar güçlü, hızlı  ve kökten bir yenilik hamlesine erişmemiştir.
Bulgar Dness Gazetesi

ÇİN
Mustafa Kemal yeni Türkiye’nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.
Ma Shao-Cheng
Yazar

DANİMARKA
Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O, yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı.
National Tidence Gazetesi

FİNLANDİYA
Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi.
Hufvud Stadbladet Gazetesi

HİNDİSTAN
Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri.
Star of India
————————
Atatürk, yalnız Türk Milleti’nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O’nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI
Hint Parlamento Heyeti Başkanı

İRAN
Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.
Tahran Gazetesi
————————
Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef’i olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur.
İran Gazetesi


İSRAİL
Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini kaybetti.
Palestine Post
————————
Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur.
Ben Gurionİsrail Başbakanı

İSVEÇ
O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O’nun sayesinde Türkler, O’nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir.
Nya Dagligt Gazetesi

İSVİÇRE
Türkiye’yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam’ını başımı en derin hürmetle eğerek selamlarım.
Profesör MORRF
————————
Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dahi idi.
Profesör SEKRETAN



2 Kasım 2014 Pazar

ADALET KOKUSU



Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve 'Bana şuraya bir saray yapın" diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.
- Buyrun?
- Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
- Satmıyorum ki ne parası?
- Saçmalama Kral istedi.
- Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.
Adamları gelip Kral'a diyorlar ki;
- Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. Satmıyorum dedi.
- Çağırın bakalım bana şu adamı.
Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. II. Frederick;
- Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
- Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
- Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
- Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya'nın heryerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Frederick ayağa kalkıyor;
- Unutma ki ben Kralım!
Değirmenci bakıyor ve diyor ki;
- Asıl sen unutma ki Berlin'de hakimler var!
Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiçkimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar. "Berlin'de hakimler var!"
- Potsdam'da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yanyana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.
Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
- Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?
II. Frederick diyor ki;
- Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi.
Ve 31 Aralık 1917. Berlin'de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor. Ve;
- Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yanyana görelim.
Kimse gelmiyor ve o öyküyü anlatan tek başına kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O Mustafa Kemal Atatürk..


Sunay Akın.


28 Ekim 2014 Salı

 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.









Bize bu günlerimizi dedelerimizle,ninelerimizle  birlikte bağışlayan Atatürk'e ve silah arkadaşlarına,şehitlerimize,gazilerimize minnettarız.Çocuklarımızın,torunlarımızın ve gelecek tüm nesillerin sevgi,barış,eşitlik ,güven ve doğruluk içinde hep birlikte kutlayabileceği sonsuz bayramlar diliyorum...
                    


19 Ekim 2014 Pazar

YAZ TATİLİ GANİMETLERİ

   Bu tatilin sonuna doğru ailemle birlikte Afyon-Sandıklı Hüdai Kaplıcalarında bir oteldeydik.Suyundan şifalandık,yemeklerinden kilolandık ve dönüşte de leblebisiyle ünlü Sandıklı'ya uğrayıp şöyle bir gezelim bakalım dedik. 
  Ah ne hatıralar canlandı,ne güzel şeyler keşfettik...Hatıralar çocukluğumun kaplıcalarda geçmiş olmasından ve tabi ki doğal ürünlerle yetişmemizden kaynaklıydı.Bizler gdosuz yiyecek-içeceklere ucundan yetişmiş son nesillerdeniz.Evet hala ücra köylerde hiçbir ilaç ve katkı maddesi olmadan yetişen ürünlerimiz var ama ancak yetiştirene ve çevresine yetimlik..Bizlere ulaşması pek zor ,sizler de yaşıyorsunuz bunu.İşte keşfettiğimiz güzel şeyler de  bu doğal sebze-meyve-yemişlerden kaynaklıydı:) Annemle sevinç içinde "aa alıç var,ooo hünnaplara bak"diyerek alışverişi mutlu mesut tamamladık ve elimizdeki poşetlerin şifa dolu olduğunu bilmenin mutluluğuyla dönüş yollarına koyulduk...Pek garip bir anlatım oldu ama mazur görün,epeydir yazmıyor ama bolca okumaya çalışıyorum.Bir kaç kitabı birarada okumaya çalıştığım için devreler karışıyor:)
   Size vereceğim linklerden yemişlerin faydasını okumayı ihmal etmeyin,neden onları bulduğumuza bu kadar sevindiğimizi anlarsınız;)






leblebi,soslu baharatlı leblebi,şimdiye kadar yemediğim büyüklük ve cinste mantar:)

minik domatesler ve biberler de Altınoluktaki bahçemizden gelmiş:)

Yeni tatillerde yeni ganimetlerde sağlıkla,bollukla buluşmak üzere;)





KUŞBURNU ŞERBETİ


  Yaz tatili ganimetlerimizden kuşburnu kurusunu sadece sıcak çaylarımızın içine üçer beşer atarak tüketmemiz nerdeyse imkansızdı.Eşim doğal bir ürün bulmanın sevinciyle koca bir poşet dolusu alınca,dönüşte onu ne yapacağımı düşünmek bana düştü.Elbet en güzeli şerbet yapmak dedim.
  Güzelce yıkanmış kuşburunlarının üstüne(böyle söyleyince de pek komik oluyor :) ) 7-8 tane karanfil,bir kaç çubuk tarçın ve bir kaç kök de zencefil atıp,tencerenin neredeyse ağzına kadar koyduğum suyun yaklaşık 3/2 si eksilene kadar kaynattım.
   Şeker mi??Zaten yediklerimizden yeterince şeker alıyoruz.Tüm içeceklerdeki şekere karşıyım...Kuşburnunun ve tarçının şekerimsi ve ekşimsi lezzetleri yeterli oluyor.Olmaz derseniz ocaktan almadan yeterli şekeri katın.Benim tavsiyem soğuk ya da sıcak içeceğimiz zaman biraz bal katmak.Gerisi yalan:) Afiyet ve şifa olsun♥






3 Ekim 2014 Cuma

BAYRAM'OLA :)


   Tüm İslam aleminde hayır ve yükseliş kapılarını açacak,ruhsal dönüşümümüze basamak olacak,aydınlık,sevgi dolu nice bayramlarımız olsun.Bayramımız kutlu,dua ve ibadetlerimiz kabul olsun.

    Olumsuz çok şeyin yaşandığı günlerde ben sadece dua ve esprili bakışı tercih ediyorum..Başka ne yapabileceğimi bilmediğimdendir belki de....




**************************************************************************************************************

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram......
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.“İyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” bayram...
“Hiç pişman değilim” bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
Can Yücel



KALPTE EVLAT BÜYÜTMEK


   Günümüzde insanların çok da konuşmak,paylaşmak istemediği ama sandığımızdan daha çok yaşanan bir problem hakkında bir sosyal paylaşım sitesinde gördüklerimi gelinimiz Esra İlter Demirbilek'in yorumuyla paylaşmak istedim. Çünki her kelimesine katılıyorum...Toplumca insanlık üzerine çok eğitilmemiz lazım,farkındalığımızı geliştirmemiz lazım...

   "Allah herkese anne-baba olmayı nasip etsin. Eğer bir çocuğunuz varsa onun kıymetini bilin.
   Anne-baba olmak ayrıca sadece biyolojik olarak o çocuğu dünyaya getirmek de değildir. Evlat edinmek de en güzel yollardan birisi, bir çocuğun elinden tutmak kadar güzeli var mı? Önemli olan bir çocuğu karında değil kalpte büyütmektir.
Ayrıca etrafımızdaki bazı bayanların ya da beylerin çeşitli sebeplerden ötürü biyolojik olarak anne-baba olamayabileceğini de düşünerek lütfen bu çiftleri "e hadi çocuk yok mu?" "sen daha dur" vs. gibi akla mantığa uymayan-manasız laflarla taciz etmeyin.
Evet bu bir taciz, hem de deli gibi çocuk istediği halde çocuk sahibi olamayan insanların en derin yarasına parmak basan türden, en ahlaksız olanından. İşte belki de bu sebepten ötürüdür ki tüp bebek merkezlerinin önünde kuyruklar bitmiyor. Tonlarca para harcanıyor, sıkıntılı süreçler yaşanıyor. Elbette ki insanlar anne-baba olmak için önce tedavi yöntemleri denemeliler, ama bunun da bir sınırı olmalı. Halihazırda annesiz babasız pek çok çocuk varken illa kendim doğuracağım inadından toplum baskısı yüzünden vazgeçemeyen nice çift var.
    Yazının içeriğini de okumanızı tavsiye ederim. Herkes bizim gibi biyolojik olarak anne-baba olamayabiliyor, tüm tedavi yollarını deneseler bile. Çocuğu olmayan çiftleri hasta kabul edip acıyacağınıza evlat edinmeleri için teşvik edin. İnanın çok daha doğru hareket etmiş olursunuz. " e.i.d



Biz Kimiz?
Elif Ada’nın annesi 40 yaşında anaokulu öğretmeni , Elif Ada’nın babası 41 yaşında muhasebecidir.
Mersin’de yaşıyoruz.

Biz biyolojik aile olmayı denedik mi?
Her ikimiz de farklı sebeplerden dolayı infertilite’ydik. (infertilite: kısırlık) ortak aldığımız karar şuydu;
Tüp bebek denemesi , olmazsa evlat edinme

Tüp bebek kaç kere denedik, bu süreçte neler yaşadık?
2 kere tüp bebek denememiz oldu. Tüp bebek tedavisi oldukça yorucu ve yıpratıcı bir süreç, özellikle de kadınları yoran. Her iki denememizde başarısız oldu. Bu merkezlerde kadınlar tanıdım, çocuk sahibi olmak için çırpınan binlerce kadın…
‘Evlat edinmeyi düşündünüz mü?’ soruma genelde ‘ ben isterim ama kocam asla istemez.’ yanıtını almak en acıtıcı kısım sanırım! Ve anladım ki kadınlar gerçekten deli gibi anne olmak istiyor ve bu konuda erkeklerden daha cesur…

Evlat edinme kararını ne zaman aldık, ailelerimiz bu konu hakkında ne düşünüyordu?
Tüp bebek denemelerinden hemen sonra. Ailelerimize durumu anlattık. Her iki aile de aldığımız bu kararı destekledi, biz şanslıydık ve sordular ‘Kız mı istiyoruz yoksa erkek mi?’

Evlat edinmek için nereye başvurduk, neler öğrendik?
Evlat edinmek için Mersin Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünün ilgili birimine başvurduk. Kız çocuk ve yeni doğmuş olmasını istedik. İlgili birimdeki kişi bize yeni doğmuş ve kız çocuk için yaklaşık 3 yıl bekleyebileceğimizi söyledi, “Sıra var, sırayla oluyor” deyince çok şaşırdık. Yurtlarda bu kadar çocuk varken neden bu kadar bekleyeceğimizi anlamadığımızı sorduğumuzda “Ailelerin birçoğunun çocuklarını yurda geçici olarak bıraktığını,sonra gelip alabildiklerini,evlat edinme rızası veren ailelerin çok az olduğunu söyledi.
Gerekli bazı belgeleri tamamlamak üzere alarak oradan ayrıldık.

Peki Elif Ada ile ne zaman tanıştık?
Kurum başvurusundan hemen 1 hafta sonra. Ancak kurum aracılığı ile değil. Biyolojik olarak çocuk sahibi olamadığımızı bilen annemin bir komşusu ,yakını bir annenin olduğunu, doğumuna 1 ay kaldığını ve kız çocuğu doğuracağını ancak çocuğa bakacak durumda olmadığı için evlatlık vereceğini söylemiş.
Annem beni aradı hemen “İster misin?” dedi.
Elif Ada’nın babasına sordum ben de hemen “İster miyiz?”
“Evet isteriz, neden olmasın?”

Biyolojik aile ile tanıştık mı?
Elif Ada’nın sadece biyolojik annesi vardı ve biz hiçbir şekilde karşılaşmama kararı aldık. Aracı olarak annem aramızda iletişim kurdu. Şanslıydık çünkü iyi niyetli bir kadındı ve oldukça cesur. Elif Ada için en doğrusunu istiyordu. Bizimle ilgili hiçbir bilgiyi ondan saklamadık. Biz kimiz,nerde otururuz,ne iş yaparız hepsinin bilgisini verdik.

Doğum hikayesine kadar günler nasıl geçti?
İnanılmaz heyecanlı… Deli gibi alışveriş yapmaya başladık. Elimizde bebek eşyaları gören ve şaşıran komşularımıza, tanıdıklarımıza yakında bir kızımızın olacağını, evlat edineceğimizi söyledik.
Ve en çok şu soruya maruz kaldık;
“Ya çirkin olursa ya da sağlıksız?”
Biz de hep şunu dedik;
Kızımız çok güzel olacak hem de çok sağlıklı, göreceksiniz.”

Ve beklenen doğum ,nasıl oldu?
31.Aralık 2009 günü 2450 kg doğdu Elif Ada…
Ben kırmızı kurdelamı kafama taktım ve yaklaşık 10 kişi ameliyathanenin önünde bekledik. Kısa bir süre sonra (Aslında en uzun bekleyiş) kapı açıldı ve yeşil bir örtü içerisinde Elif Ada’ yı küveze götürmek için hemşire hızla yanımızdan geçti. Peşinden koşarak yüzünü göstermesini istedik (yalvardık) . Yüzünü birkaç saniyeliğine açtı, inanılmaz güzeldi. Birbirimize sarıldık eşimle, deli gibi ağladık.
Halimize üzülseler mi sevinseler mi bilemeyen hemşireler bizi gizliden yeni doğan ünitesine soktu ve bebeğimize beş dakika doyasıya bakabildik, inanılmaz bir duyguydu.
Çocuk doktorunun muayenesinden sonra Elif Ada kucağımıza verildi ve biz hastaneden çıktık.
Ve birbirimize “ Şimdi bu bebek bizim mi?” diye kaç kere sorduk.
Tüm aile bizim evimizde toplandık hepimizin tek bir yeni yıl armağanı vardı, o da kızımız…

Bürokratik süreç nasıl başladı, neler yaşandı?
Elif Ada Biyolojik annenin nüfusuna kayıt ettirildi ve adı Elif Ada olarak yazıldı,(Adı hiç değiştirilmedi) resmi işlemler bitene dek biyolojik annenin soyadı kullanıldı.
Ve bu bebekler resmi olarak evlat edinilme süreci tamamlana dek evlat edinen ailenin hiçbir hak ve olanağından faydalanamamaktadır!!!
Biyolojik anne ile karşılaşmama kararımız bürokratik engellere takıldı ve Elif Ada 2 aylıkken biz yan yana ilk mahkememize çıktık.
Evlatlık vermeye rızası olduğunu, eğer vazgeçerse 6 hafta içerisinde bebeğini tekrardan alabileceğini öğrendik ve ilk kez o zaman korktuk, çok korktuk hem de…
6 hafta sonra olumsuz bir durumla karşılaşmadığımız için tekrar başvurduk.
1,5 ay sonra 2.mahkeme gününü aldık.
Bu süreçte aranılan ilk şart 30 yaşını aşmış veya 5 yıllık evli olmak koşuluydu. Ama biz 30 yaşını aşmış fakat 4 yıllık evliydik. Evlat edinme konusunda oldukça deneyimsiz hatta sevimsiz bir kadın hakime denk geldik ve 30 yaşını aşmış olsak bile 5 yıl evli olmadığımız için davanın reddine karar kıldı. Yani aradaki VEYA’yı kendi kafasına göre “Benden daha mı iyi biliyorsunuz”diyerek VE yaptı.
Ağlayarak ayrıldık…
Bir müddet sonra 5 yılı doldurmadan tekrar başvurduk. tekrar, sonra tekrar defalarca görülen mahkemeler sonucu 2 yıl,7 ay sonra Elif Ada bizim nüfusumuza geçti.

Evlat edinme ile ilgili danışman desteği aldık mı?
Elif Ada 2 yaşında iken gittik biz bir danışmana.

Ama biz danışmana gitmeden öncesinde Elif Ada’yı hep “İyi ki sen bizim kızımız oldun,iyi ki seni aldık,iyi ki seni evlat edindik”diye sevdik. Ve onun yanında başkalarıyla konuşurken hep yüksek sesle, onun duyacağı şekilde konuştuk.
Bir de o zaman farkında değildik ama sonra fark ettik ki Elif Ada’ya hep Tarzan filmini izletmişiz 
Danışmanımız bize ilk şunu sordu;
Ailesiyle ilgili ne söyleyeceksiniz?
Yaşıyor mu,öldü mü?
Tamamen doğru bilgiler vererek büyüyeceğini söyledik. Ve bir gün görmek, bulmak isterse ona yardım edeceğimizi söyledik. ((Mahkemelerin bitimi sonrası biyolojik anne ile irtibatımız tamamen kesilmiştir, Elif Ada’yı hiç görmedi, onunla ilgili hiçbir bilgi edinmeye çalışmadı.)
Danışmanımız,çocukların ortalama 4,5 5 yaşlarında “ben nasıl doğdum?” sorusunu sorduğunu, işte o zaman söylemeye başlamamız gerektiğini söyledi.
Bize , ona hikayesini anlatırken hep aynı şekilde değiştirmeden anlatmamız gerektiğini söyledi sonra.
Yani şöyle;
"Bebeğim, Bizim çocuğumuz olmuyordu biz de anne baba olmak istedik ve seni evlat edindik.Sen hastanede doğdun sonra seni evimize getirdiğimizde anneannen ,deden babaannen,amcaların herkes evdeydi.Seni gördüklerinde “Aman tanrım bu ne kadar güzel bir kız”dediler. Sonra sen kucağımda acıktığın için ağlamaya başladın,baban koşarak sana mama yapmaya gitti.Çok gülmüştük ve sen geldiğin için çok mutluyduk".Oluşturduğumuz ve tekrar ettiğimiz öykü buydu.

İlk ne zaman sordu?
Elif Ada, 3 yaş 4 aylıkken yakın bir hamile dostumuzu gördükten sonra “ Anne ben de senin karnında mı büyüdüm?” dedi.
Uzun zamandır “sorarsa ben nasıl başlarım ki” diye beklediğim ancak bu kadar erken beklemediğim soruyu küt diye sordu.
Araba kullanıyordum, telaşlandım ve inanılmaz korktum…
“Anneciğim bizim çocuğumuz olmuyordu ve sen bir başkasının karnındaydın,o sana bakacak durumda değildi o yüzden bize verdi.Sen hastanede doğdun.Biz de seni gelip hastaneden aldık.Sen benim karnımda büyümedin bebeğim bazı insanların da böyle bebeği olur.”dedim.
Sustum ve bekledim…
Eve gelene dek bişey söylemedi ve sanırım tam da kafasında bu başkasının karnında oluşunu oturtamadı.
Eve gelir gelmez titreye titreye danışmanımı aradım ve durumu anlattım. Erken sorduğunu ama güzel yanıtladığım için endişelenecek bir durum olmadığını söyledi.Elif Ada o günden sonra bir kez bile "ben senin karnında mı büyüdüm?" diye hiç sormadı .

Ancak birkaç hafta sonra şu sorular sıklaştı;
Beni seviyor musunuz?
Neden erkek bebek istemediniz?
Neden beni tercih ettiniz?
Neden çocuğunuz olmadı?
Neden kız istediniz?
Her keresinde aynı sevecen ifadeyle hep aynı hikayeyi anlatarak sorularını azalttık.
4,5 yaşlarına doğru bir keresinde bana ;
“Anne ben büyüyünce,çocuğum olunca sen anneanne mi olacaksın?” diye sordu.
Ben de “evet anneciğim” dedim.
“Ama ben iki çocuğum olsun istiyorum,birisi kız olsun birisi erkek ama anne karnımda büyüsünler olur mu?” dediği o anı sanırım hiç ama hiç unutmayacağım…
Elif Ada şu an da 5 yaşında ancak bu kez de başkaları bu konuda ne düşünüyor diye olur olmaz her yerde şu soruyu soruyor;
“Neden beni evlat edindiniz?”
Bazen de ;
“Biliyor musunuz annem babam beni evlat edindiler.”diyor.
Ve etraftaki insanların yüzlerini, tepkilerini, mimiklerini kontrol ediyor, sanırım kendince bu durumun iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğunu ve başkalarının bu konuda ne düşündüğünü anlamaya çalışıyor…

Ve tüm bunlar olup biterken okuduğum bir çok yazı,dinlediğim birçok hikayeden sonra şunu anladım ki;

Yetişkinler hala evlat edinme mevzusunu fısıldayarak konuştuğu için bunu fısıltı halinde duyan çocukları da ,bu durumun kötü bir durum olduğuna karar vererek acıtıyor evlat edinilen çocuğun canını…

“O senin annen,baban değil ki” diyor.
“Besleme” diyor.
“Üvey” diyor.

Sevgili Yetişkinim,

Ve evlat edinme utanılacak,ayıp, bir durum değildir!
Ve fısıldanarak değil , yüksek sesle konuşulmalıdır!
Lütfen siz de;
Biyolojik şekilde sahip olduğunuz çocuklarınıza kendi doğum hikayelerini anlatırken bunun da bir doğum şekli olduğunu ,bazı insanların da böyle anne baba olduğunu anlatınız!
Ve bu yazıyı lütfen paylaşınız!

Son bir şey daha;

Evlat Edinme ile ilgili ülkemizde masal kitabı var mı?

Ne yazık ki yok! Bu da bizim ülkemizin ayıbı … Evlat edinme ile ilgili Türkçeye çevrilmiş tek kitap var o da “Şanlı Aile” +10 yaş
Yurt dışından getirttiğim ( Almanca) birkaç masal kitabını çevirtip kendim okumayı planlıyorum.
Bunun yanı sıra doğum hikayeleri anlatan tüm hikaye kitaplarının yeni basımlarını yaparken evlat edinmenin de bir doğum şekli olduğunu yazsalar ( çok mu imkansız isteğim?) ne harika olurdu.

İmkansız değil !değil mi,hiç biri?
Sevgiyle Elif Ada’nın Annesi


-------------------------------------------------
İYİ Kİ VARSIN ELİF ADANIN ANNESİ VE SENİN GİBİ YÜREKTEN ANNE OLABİLENLER...









29 Eylül 2014 Pazartesi

görmediklerimiz

  Neyi kısıtlayıp neyi destekleyeceğini çok da bilmeyen bir milletiz.Bizim sıradışılığa katlanamayan bünyelerimiz,daha açamadan nice çiçekleri solduruyor.Bu yayındakileri okumadan önce şu adrese lütfen bir bakın.Sonra aşağıdaki güzelliklerle teselli olabiliriz...Bir gün insana insanca değer veren,ruh sağlığı yerinde bir millet olabilmemiz dileğimle...
     Henüz 5 Yaşında Olan Otistik Kızın Muazzam Resimleri Görenleri Büyülüyor
     Sosyal etkileşime ve iletişime verdiği zararla bilinen ve beynin gelişimi engelleyen otizm, diğer taraftan da bu rahatsızlıkla mücadele eden kişilere üstün yetenek sağlayabiliyor. Henüz 5 yaşında olan Iris Grace isimli bu İngiliz kız bu örneklerden sadece bir tanesi. Iris’in sıradışı ayrıntı odağı ve ilgisi onun harika resimler çizebilmesine yardımcı oluyor. Öyle ki görenler, Iris’in çizdiği bu resimleri Monet’ninkilere benzetiyor.
    İşte dünyalar tatlısı Iris Grace ve çizdiği resimleri..












alıntıdır.

kutu kutu güzellik:)


       Tasarımcılar Gerlinde Gruber & Christine Strempel günlük atıklarımızın kutularıyla harikalar yaratmışlar.Atık anlayışımızın değişmesi gerek.hem de hemen:)



25 Eylül 2014 Perşembe



                                                ÖZENEREK BAKMAK


    İnsan düşünürken delirmeden edemiyor.Tezatlar ülkesiyiz,bir yandan güzel şeyler de olmuyor değil ama diğer yandan da sanat evleri kapatılıyor,belediyelerin daha önce tahsis ettiği sanat ve elişi kursları için ayrılan yerler yeni dönemde açılmıyor....Belirsizlik ve zevksizliğin hükmü kokmaya başladı...Oysa ne çok seviniyor ve seviyordum şehirlerde gördüğüm  duvar,cadde,bahçe eserlerine...Duygusallığı bir kenara bırakıp sizi İngiltere'nin sokaklarındaki ünlü hikaye ve sanatçılardan ilham alınarak yapılmış banklarıyla başbaşa bırakayım...Sitede her bankın hangi caddede olduğunu gösteren ayrıntılı bilgi ve harita da mevcut...Maddeye ruh katan ve katanlara destek olan tüm güzel ruhlara selam olsun.