27 Mayıs 2013 Pazartesi

                    yeME




bir hatırlayalım neler yiyoruz..


MSG NEDİR?…
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor.
Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.

MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin.
Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)

Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı)
Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.

Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS’lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, Et suyu tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaet devleri
insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,
çok daha büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda
sunulur. Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça
rastlarsınız. Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de
beyinlerimize kazınır adeta. Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu
ürünleri çok pahalıya tükettiğimizi görürüz. Mesela Cips.
Semt pazarlarında 3 kg. patatesi 1 ytl.ye alabilirsiniz. Oysa ki 50
gram CİPS 1 liradır. Yani 1 kg. Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında
bile değiliz. Olumsuz etkileri de cabası. Ya bu
mamulleri üretenler !….
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacakolursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan
çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler,
çeşitli nedenlerle engelli doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12′sine
çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar.
Hastalıkları üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler. Bu da
madalyonun diğer karlı yüzüdür.
Karbondioksitli meşrubatlardan, sakıncalı hazır gıdalara varana kadar
bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun ciddiyetini
anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından, yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.

Kaynak: Msg nedir zararları nelerdir msg’nin açılımı MONO SODYUM GLUTAMAT
-günümüzde artık bu isimle paketlerin üstüne yazılmayacağı ve çin tuzu olarak geçeceği söyleniyor..adı değişince daha kolay yiyeceğiz demek....

-AYRICA KORUYUCU MADDELERİN NE ORANDA BİZE YEDİRİLDİĞİNİ DE BİLEMİYORUZ.BİR BAKIN HELE......
YOĞURT ve SOLİTİN
ve Korkunç Gerçek


ESKIDEN HALIS SUTTEN YAPILMIS YOGURT, IKIGUNDE EKSIME YAPARDI. SIMDI BIR AY DAYANIYOR. MEGER SEBEBI VARMIS.

(SOLiTiN)

OKUYUN VE ULKE SAGLIGININ KORUNMASI ICIN GEREGINI YAPIN.

DÜNYA,KÖTÜLÜK YAPANLAR YÜZÜNDEN DEĞİL, YAPILAN KÖTÜLÜĞE KARŞI MÜCADELE
ETMEYENLER YÜZÜNDEN KÖTÜLEŞİYOR!

Bu kadarına da pes artık, gıda firmaları birkaç kuruş için hayatlarımızı hiçe sayıyor ve halkımızı bu yönde bilinçlendiren bilimadamlarımızı tehdit etmeye kadar işi vardırdılar.

Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd.Gönül Özdeğer ve iki asistanı
SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları dolayısı ile ölüm tehditleri aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç duyurusunda bulundular.

SOLİTİN aslında gıdalarda hiç bulunmaması gereken tamamen kimyasal bir ajan
hatta basit olarak melaminimsi bir plastik,sütlere,yoğurt ve ayranlara ve sütün
girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül su ile inanılmaz şekildebağlanarak kıvam arttırıyor,bu hem imalat procesleri açısından zaman Kazandırıyor,hem gıda doğallığını kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyorve firmaların stoklu çalışmasını sağlıyor,hem maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların rekabet gücünü arttırıyor.

Çocuklarınıza beş kuruşa,yirmi kuruşa,elli kuruşa gofret,çikolata ve süt ürünleri alabilmemiz,evlerimize çeşit çeşit peynir,yoğurt,hazır sütlü tatlı vs girebilmesi hep bu yüzden.

SOLİTİN bir tricalcid bileşiği yani doğada en bol ve bedava bulabileceğiniz türden, tebeşir gibi,alçı taşı gibi,oysa bu bileşik böbreklerden atılırken renal tubuluslardaki glomerüllerde birikiyor ve filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor,ve sonuç böbrek yetmezliğine kadar uzanan böbrek rahatsızlıkları serum üre ve kraetinin düzeylerinde artış ve bunun getirdiği devamlı yorgunluk hali, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları ve hatta ciddi mental bozukluklar yaratıyor.

Almanya Solingen üniversitesi Pskyatri bölümünce 2009 da 21.Europe Pscyhatry Society için hazırlanan bildirgede Şizofreni ve SOLİTİN kullanımı arasında ilişkiler olması muhtemel olduğu, Özellikle Paranoid Şizofreni vakalarında kanda tricalciophospate bileşiklerinin normalden 16 kat yüksek olduğu belirtilmesine rağmen bildirge nedense Kongrede sunum için kabul edilmedi.

Üretici firmalar SOLİTİN'i hiç bir şekilde ürün etiketlerinde bildirmiyor,aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de bir kaç basit deney ile anlayabiliriz,eğer bu yönde bir şüphe oluşursa derhal bulunduğunuz il Hıfsızsıhha Md.ile ilişkiye geçerek şüpheli gıdanın test edilmesini talep ediniz,bu şekilde binlerce hatta yüzbinlerce insanın
sağlığını kurtarabilirsiniz,çevrenize baktığınızda ne kadar çok dializ merkezi ve böbrek hastası olduğunu siz de görüyorsunuz bu artışın sebebi bazı ahlaksız firmaların kar hırsından başka bir şey değil.

Aldığınız sıvı ürünler (süt,ayran,çikolatalı süt vs) için şu yolu zleyebilirsiniz bir metal'i (çatal,kaşık vs) el yakacak düzeyde ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalama hareketi yapın,metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.

Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suyabatırın eğer sirkeli suyun üzerinde kalan beyazımsı bir tabaka görürseniz o üründe SOLİTİNvar demektir.

Çikolata,gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın,eğer kırığın her iki tarafın da süt beyazı noktalar varsa o üründe de SOLİTİN vardır.

Sağlığımız için,geleceğimiz için,çocuklarımız ve sevdiklerimiz için bu bilgileri bütün çevremize yayalım ve toplumsal olarak tepkimizi ortaya koyarak AB Normlarında olmayan bu katkı maddesinin üretici firmalar tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim.


--------------------
GDO

Genetiği değiştirilmiş gıdalar, laboratuvar ortamında diğer bitkiler, hayvanlar, virüsler ya da bakterilerden alınan genlerle DNA'sı değiştirilen bitki ya da et ürünleri olarak tanımlanıyor. 

Genetik mühendislik teknikleri, bitkilerin haşerelere ve ot öldürücülere karşı korunması, besleyici değerinin artırılması ve raf ömrünün uzatılması için kullanılıyor.

Çin, 1992'de virüslere karşı dirençli tütünün ticaretine izin verin ilk ülke oldu.

Genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerinin satışına ise ilk kez 1994'te ABD'de izin verildi. ABD'de piyasa çıkan ilk genetiği değiştirilmiş ürün, raf ömrü uzatılmış domates oldu. Avrupa'da ticaretine izin verilen ilk genetiği değiştirilmiş ürün ise herbisite dirençli tütün oldu. 2000 yılında bilim adamları ilk kez besleyiciliğini artırmak için A vitamini ekledikleri genetiği değiştirilen pirinç üretti.

En yaygın olarak üretilen genetiği değiştirilmiş bitkiler; soya fasulyesi, şeker pancarı, mısır, domates, patates ve pirinç.

ABD'de üretilen pamuğun yüzde 94'ü ve yağ üretiminde kullanılan kanola bitkisinin ise yüzde 90'ı genetik değişime uğratılmış.

En çok kullanılan genetik değişime uğratılmış et ürünü ise, somon balığı.

ISAAA'ya göre 29 ülkede 25 milyondan fazla çiftçi, genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanarak tarım yapıyor. Bu çiftçilerin 6,5 milyonu Çin'de, 6,3 milyonu ise Hindistan'da yaşıyor.

-------
GDO’lu yemle beslenen hayvanlardan elde edilen süt, peynir, yumurta, et gibi temel besinler ne yazık ki doğrudan soframıza geliyor. Üstelik etimizin, sütümüzün, yumurtalarımızın etiketlerinde hayvanların GDO’lu yem ile beslenmiş olduğuna dair hiçbir uyarı yok.
GDO, dünyamız ve canlılar üzerinde yapılan tehlikeli bir deney. GDO'lar insan sağlığı ve çevreye ciddi zararlar verebilir.
Halkımızın tercih hakkı da, güvenle beslenme hakkı da elinden alınıyor. Üstelik bu durum yasalara da aykırı. Çünkü yasa, tüketicilerin tercih hakkının ortadan kalktığı durumlarda GDO’ların ithalatına izin verilmeyeceğini söyler.
325 binden fazla kişi "Yemezler" kampanyasına katılıp, TGDF'nin 29 adet gıda amaçlı GDO için ithalat başvurusunu geri çekmesini sağlamıştı. Şimdi de aynı başarıyı elde edebiliriz. Yapmamız gereken bir araya gelip, isteğimizi dile getirmek.

Şimdi sen de yandaki formu doldurarak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'den bu ürünlerin etiketlenmesi için gerekenlerin yapılmasını iste. GDO'lara dur diyelim.

2 yorum:

  1. Sonumuz ne olacak nasıl olacak ooof oooffff

    YanıtlaSil
  2. kromozomlarımız kalıcı olarak değişmeden biraz daha dikkatli ve firmalara ısrarcı olamalıyız...devlete de,üreticilere de yemezler artık demeyi bilirsek yavaş da olsa değişecek herşey..çok büyük rantların döndüğü bir konu yeme-içme..ama o rantlar için bizlere ihtiyaçları var...

    YanıtlaSil